İSTANBUL HİPODROMU

 

İSTANBUL HİPODROMU

                                           1.BÜLTEN

 

-Hipodrom nedir?

 Tarihte ilk defa Antik Yunan ve Roma medeniyetlerinde görülen atlı sporların yapıldığı stadyum koşu yoludur.

(Burayı Hocam Sayın Doç. Dr. Nuri Seçgin rehberliğinde gezdim.) Hipodrom esasen Bizans kültürü unsurlarındandır. Bizde at meydanı bulunur. Hipodrom u biçiminde, kenarlarında oturma yerlerinin olduğu, spinanın bulunduğu yapılardır. Sultanahmet Hipodromu; spinası üzerinde anıtları bulundurmakta, bunun dışında dış cephenin çok az bir bölümü günümüze kadar varlığını göstermektedir. Hipodromun dış sütunlarının varlığını gösterdiği noktada bir halıcının alt katında bulunan sarnıçta dönemi anlatacak içeriğin olduğunu söyleyebiliriz. (özel izinle sarnıç gezilebiliyor.)Ayrıca sarnıçta bir hipodrom maketi var. Çok sade, hipodromun genel bölmelerinin olduğu maket,çocuklarla çalışma için kullanılabilir.

Biz buradan hareketle u biçiminde bir yapı, merdiven şeklinde oturma alanları, alanın tam ortasında spina inşa edebiliriz.

-Bu noktadan sonra genç ve yetişkinler için at yarışı ve hayvanlar konusu bizi edebiyattaki farklı noktalara yönlendirebilir. Ancak ortaokul öğrencileri için daha yumuşak bir anlatımla hayvan sevgisi etrafında da şekillenen bir eser tavsiye edebiliriz. Eser Luis Sepülveda’nın ‘Martıya Uçmayı Öğreten Kedi’hikayesi. Bu hikaye birbirinden çok farklı iki canlının bir arada yaşamasının birbirini sevip saymasının pekala mümkün olduğunu gösteriyor. Bir yavru kedi ile martı arasındaki inanılmaz sevgi ve dostluğu  hem iç sızlatan hem de gülümseten bir uslupla sunar. Kitaptan tespitler:

İnsanların işi ne kadar güç. Biz martılar dünyanın her yerinde aynı biçimde çığlık atarız. (Dil ile ilgili önemli bir farkındalık)

Petrolle kaplı suda yüzmek zorunda kalan bir martı ve doğa bilinci; ölmek üzere olduğu duygusu da hikayenin içinde veriliyor.

Liman kedilerinden birinin derdi liman kedilerinin hepsinin derdi demektir. (Sosyal gelişimi ve iletişimi destekleyen bir cümle.)

Garip bir öyküye bulaştın, çok garip bir öyküye.

Ama hepimiz biliriz ki liman kedileri miyavlarına her zaman sadık kalırlar.

Ne yazık ki insanların sağı solu belli olmaz. Sık sık iyiniyetlerle yola çıkıp en kötü felaketlere neden olurlar.

Seni bir kediye dönüştürmeyi düşünmeden sana bütün sevecenliğimizi verdik. Seni bir martı olarak seviyoruz.(Bnlik oluşturma ve kendine ait değer geliştirme anlamında çocuğu desteleyen ifadelerdir.)

Bize benzeyenleri kabullenmek ve sevmek çok kolaydır. Ama farklı biriyle bu çok zordur. Sen bunu başarmamızda bize yardım ettin.(Öz eleştiri noktasında güzel bir bölüm.)

Kitapta şair için:’Kuş kanatlarıyla uçmayı biliyor olabilir ama onu dinlerken hep sözcüklerle uçtuğunu düşündüm.’diye bir bölüm var. Sanat okuryazarlığıyla ilgili bir farkındalık da oluşturuyor.

Uçacaksın bütün gökyüzü senin olacak.

Yalnızca cesaret edenler uçabilir.

-Yetişkin ve gençler için öncelikle ‘Suç ve Ceza’ Raskolnikov’un rüyasından bahsedebiliriz:

Burada aslında atlar, insanoğlunun acımasızlığı, ağır yükü taşıyamayan atın kırbaçlanarak öldürülmesi sahnesi… Bu bölümü bir şekilde aslında Nietzsche’de de görüyoruz. Gerçek yaşamda kırbaçlanan bir ata sarılmasının anlatıldığı; farklı verisyonlarının bulunduğu bir anı mevcut.

Burada bildiğimiz bu olaydan sonra Nietzsche’nin artık asla eskisi gibi olmadığıdır.

 

-Film olarak da Sarhoş Atlar Zamanı filminden bahsedebiliriz.

-Köroğlu’nun atı da bahsedeceğimiz en önemli karakterlerden biridir.

 (Nevriye Çufadar’ın ‘Köroğlu Destanında Atın Mitolojik Göstergeleri’ makalesi referans alınmıştır.)

Kırat Köroğlu’nun atının adıdır.

Türklerin ortak bilincine göre at; Köroğlu’nun ikinci hipostazı veya kardeşidir.

Köroğlu;

Batı Rivayeti: Anadolu, Azerbaycan, Kırım, Kafkas.

Doğu Rivayeti: Türkmen, Özbek, Uygur, Kazak, Karakalpak, Tacik.

İki rivayet ve bunların yüzü aşan kolu bulunmaktadır.

Türk halkının göçebe kültürünün temelinde at vardır

Türk kültüründe at kutluluk dercesinde ele alınır.

Atın rüzgardan yaratıldığına inanılır. Ölüler atlarıyla birlikte gömülürdü.Daha sonra atların yalnızca kuyrukları kesilmiş ve gömülmüştür.

Hz. Muhammed miraca çıkarken Burak- berk kelimesinden türemiş bir sözcüktür, hızı ve ışığı ifade eder- adı verilen bir binek kullanmıştır. Türkler bunu at olarak tasavvur etmiştir.

Güneşten indikleri düşünülür atların.

At sembolik bir yürüyüşü ve sezgiyi de temsil eder.

Türk mitolojisinde kanatlı at Tulpar vardır. Bunun Yunan mitolojisindeki karşılığı Pegasus’tur.

Türklerde üç dünyada da at olduğuna inanılır. Gök, yer ve yeraltı. Yeraltında da yarı yılan vücutlu bir atın olduğu düşünülür.

Kırat’ın ab-ı hayat, yani ölümsüzlük suyunu içtiği varsayılır.

Bulgaristan Popova şehri Tarih Müzesinde meşhur Köroğlu kopyasında sümbül-ü pınardan atın geçtiği yazılır.

Paris rivayetinde atın bir parça ziya gördüğü ve bu yüzden kanatlarının olmadığı söylenir.(Kıratın karanlıkta 80 gün beslendiği yazılır.)

Mezopotamyada at adı geçen bir yıldızdan bahsedilir.

Çin takviminde her ay bir hayvandır ve at da haziran ayına denk gelmektedir.

Ab-ı hayatın kaynağı Bingöl olarak gösterilir.

-Yaşar Kemal için de at önemlidir:

Soylu atlar insan gibidir.Ağlarlar, gülerler ve düşünürler, der.

-Kaşgarlı Mahmut,toy at olunca at dinlenir, çocuk adam olunca ata dinlenir, der.

 

-Satranç; insanın birleşik doğasındaki her parçasının kendi gölgesiyle savaşması olarak sembolize edilir.

Atın burada mistik karşılığı canlılıktır.

                                                     2. BÜLTEN

Hipodromda spina üzerinde yer alan Yılanlı Sütun; yılanların baş kısmı yok,biri bulunup Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmektedir. Esasen Persleri püskürtmek için üç Yunan şehir devletinin birlikteliğini temsil etmektedir. Buradan hareketle hem doğa hem de sembol okuryazarlığını harekete geçiren bir etkinlik yapabiliriz.

Çocukların istediği arkadaşıyla bir grup oluşturması, spina üzerindeki yapıları bu farklı grupların anlatması istenir. Ancak ufak bir girişimle onlara gruplarını temsil edecek bir hayvan seçme ödevi verilir. Bu figürün neyi temsil ettiği de sorulur.

Böylelikle Yılanlı Sütun anlatılırken çocuklar bu ilişkilendirmeyi çok rahat bir şekilde yapmış olurlar.

-Bu etkinlik çocuklar içindir. Genç ve yetişkinler içinse ‘yılan ve sembol

‘ sözcükleri üzerinde durursak şu bağlantıları kurabiliriz:

-Yılanların Öcü romanı- Fakir Baykurt

Bu konuda ilk olarak Serdar Gürçay’ın makalesinden yola çıkabiliriz. Fakir Baykurt bu eseriyle köy roman geleneğine ait bir ürün ortaya koymuştur.

‘Fakir Baykurt’un Yılanların Öcü Romanına Kültür İzleri ve Semboller Bağlamında Bir Bakış’ makalesinde ‘yılan ve anne ‘ sembolünün öne çıktığı söyleniyor.

Romanda köylünün haksızlıklara itiraz etmeden boyun eğmesi mantığı vardır.

Andaç; Baykurt, insana, insanın tükenmezliğine, insanın yaşamı değiştirecek ve zenginleştirecek bir doğrultuda geliştirebileceğine inanan bir sanatçıdır.

Köy insanının doğaya karşı aldığı tavır. Savunma mekanizması. (Buradan yılan, güç sembolü, doğa ve yaşam bağlantılarını kurabileceğimiz bir noktaya taşıyoruz kendimizi.)

İnanç: Öldürülen yılan gömülmez, yakılır. Böylece bolluk ve bereketten bahsedilir.

Ateş maddeyi arındırmaktadır. Yılan tehlikeli kabul edilmiş. Yılanlar romanda köye musallat olurlar.

Yılan; şifa, yeniden doğuş, ölümsüzlük, evin iyesi ve bereketi ve uğuru gibi adlandırılabilir. Çoğu yerde de intikamdır.-Yılanın eşini ve yavrularını koruduğunu söyleyebiliriz. Herhangi bir şekilde yılan öldürülmüşse eşi de öldürülmek için aranır.

Antik Yunan mitolojisinde kahramanlar genellikle yılanları yenmeleri ile anılırlar.

Yılan zehri ve panzehiri aynı anlamda sembolize eder.

Türk mitolojisinde hayat ağacının dibinde olması koruyuculuk ve bilgelikle eşleştirilebilir.

Uluğ Türkistan’da ev yılanları kutsal kabul edilir. Evden çıkan yılan öldürülmez. Yoluna yoğurt konur. O yılan artık ak olmuştur. Buna bağlı olarak da romanda uğursuzlukların sebebi yılanın öldürülmesidir.

Romanda esas vurgulanan dede Kara Şali’nin yılanların şahı şahmaranı parçalayıp öldürmesidir. Aslında Şahmaran kötülüğü simgelemez. İnsanoğlunun vefasızlığından dolayı artık onun nesli olan yılanların insanoğluna düşmanlığı gözler önüne serilmektedir.

Şahmaran yılanların şahıdır.

Yunan mitolojisinde bu yılan saçlı Medusa’dır.

Jung’a göreyılan’kolektif bilinçaltının dışa vurumudur.’Yılan konusu bizi mitolojik motifler bakımından iki isme yönlendiriyor:

Şahmaran ve Medusa.

 

 

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

SİRKECİ GARI

SULTANAHMET CAMİSİ

OKURYAZARLIK NEDİR?