BÜYÜK SARAY MOZAİKLERİ MÜZESİ
BÜYÜK
SARAY MOZAİKLERİ MÜZESİ
Bülten
Müze Sultanahmet Camisi’nin külliyesinde Arasta Pazarı’nın
içinde yer almaktadır. Doğu Roma Dönemine ait Büyük Saray’ın revnaklı avlusunun
kuzeydoğu bölümünde kısmen sağlam kalan mozaik taban döşemesini içerecek
şekilde oluşturulmuştur. Mozaikli alanın 180 metrekarelik bölümü günümüze kadar
gelmiştir. Sergilenen mozaiklerin konusu hayat, doğa ve mitolojiden alınan
tasvirlerdir.
Bu müzeyle ilgili olarak çocuklarla şu şekilde bir
etkinlik yapılabilir:
a-Sanat eserlerinin korunması adına konservasyon
çalışmaları yapılmaktadır. Bu proje müzedeki saray mozaiğinin korunması
önlemleri çerçevesinde gereklidir. Müzede konservasyon çalışmalarının sırası,
içeriğiyle ilgili görseller yer alamaktadır. Bu çalışmalar; mozaiğin sökülmesi,
yüzeyin temizlenmesi, mozaiğin yerine döşenmesi gibi çalışmalardır. Tüm bu
çalışmalardan esinlenerek şöyle bir çalışma yapabiliriz:
Puzzle şekiller üzerinden bunlar bir sanat eseriymiş
gibi bir işlem uygularız. Çocuk bunu bir rehber eşliğinde yaparsa pek çok şey
öğrenir. Örneğin bilerek eksik parçalar bırakırız. Eksik parçanın ne olduğunu
çocuk tahmin etse de örneğin göz, burun gibi buna ekleme yapmaz. Eserin o
şekilde varlığını devam ettirmesine izin veririz. Bu mozaik çalışmasıyla çocuk,
sanat, parça, bütün, aşınma ve zaman algıları üzerinde düşünür.
b- İkinci bir etkinlik olarak da sembol okuryazarlığının
temelini görebileceğimiz eserler vardır. Görsellerin açıklamaları bu bağlamda
yapılır. Örneğin Balıkçı, Keçi Sağan Çoban, Deve Sırtında İki Çocuk ve Yılan
gibi eserler vardır.
Şöyle daha netleşecektir:
Kartal ile yılanın açıklamasında bu motifin ışığın
karanlığı yenmesinin bir sembolü olduğu söylenir. Bu görselin mimaride,
heykellerde, sikkelerde, Roma ordularının lejyon amblemlerinde kullanıldığı
bilgisi vardır. Buradan hareketler çocuklarla şöyle bir etkinlik yapabiliriz:
Sembol ifade edecek bir görsel belirler, sınıf olarak
buna bir anlam yükleriz. Örneğin; gözü kapalı bir aslan çok cesur olmayı temsil
eder, gibi.
Bu görselin herhangi bir nesne üzerine işlenmesi
konusunda çocukları serbest bırakırız. Böylece bir sembol oluşturma, bunu
ilginç bir zeminde kullanma etkinliği yapılmış olur.
-Sembol okuryazarlığının sanat ve müze
okuryazarlıklarıyla birleşmesinin örneğini görüyoruz. Bu konuda şöyle bir eser
de önerebiliriz:
Andrew
Clements’in ‘Bunun Adı Findel’ eseri ‘şifre sözcükle’ilgili
bir çocuk hikayesidir.
Roman şu şekilde başlar:
‘Lincoln İlkokulundaki çocuklarla öğretmenlerden ‘harbiden
kötü, harbiden akıllı, harbiden iyi’ çocukları içeren üç liste yapmalarını
isteseniz Nick Ellen bunların hiçbirinde
yer alamazdı. Nick tamamen kendine özgüydü ve bunu herkes bilirdi. Peki Nick
bir baş belası mıydı? Öyle denemez. Kesin olan şuydu: Nick Allen’in her zaman bir
dolu fikri vardı ve bunu kullanmayı bilirdi.
Kitaptan bazı bölümler:
-Dünyadaki bütün dilbilgisi ve edebiyat
öğretmenlerinin hepsi de öğrencilerine sözlük kullandırmaya bayılırlar. Ama
Bayan Granger sözlüğe bayılmak ne kelime sözlüğe aşıktır.
-Nick ders kaynatma sorularında uzmandı. Bu yüzden
ders kaynatıcı ya da garantili zaman geçirici olarak da tanınırdı. Zilin
çalmasına 3 dakika kala; o günkü dersin bitimiyle ertesi günün ödevinin
bitirilmesi arasındaki o küçücük aralıkta Nick öğretmeni duraklatıp ödev
vermesini mutlaka engelleyecek bir soru ortaya atardı.
Sözlükleri nasıl hazırlamışlar, gibi bir soruyla dersi
kaynatmak isteyen Nick bu sorusunu raporlu bir ödev olarak araştırması ile
karşılaşıyor.
-Kitapta sınıfta bulunan saat de bir semboldür. Çünkü
eğer dersteyseniz ve okul çıkışı eğlenmeye gidecekseniz saat sanki geri geri
gider, şeklinde ifade edilir. Hatta o günün neredeyse üç hafta sürdüğü söylenir.
-Ben, sözcüklerin niye hala aynı anlamları taşıdığını
anlayamadım, der Nick. Ödevi yaptıktan sonra bile. Örneğin köpeğin havlayan ve
kuyruğunu sallyan şey olduğuna kim karar veriyor, diye sorar. Öğretmeni:
Sınıftaki herkes tüylü yaratığa başka bir ad vermeyi
kararlaştırmış ve herkes buna uymuş olsaydı o zaman havlayan tüylü yaratık öyle
anılır; günün birinde sözlüğe öyle geçerdi, diyor. Sonra da sözlüğü göstererek:
-Bu kitabın içindekileri bizler belirliyoruz. Ama tabi
bu sözcük çok akıllı yüzlerce insan tarafından uzun yıllar içinde hazırlandı.
Bizim için o bir kural oluşturuyor(NOT:Sembol okuryazarlığı yeni anlam ve yeni
anlatımla bu kurallara hareket kazandırır.)Kurallar değişebilir elbette, ama
gerçekten gerekliyse.
Nick yerde buldukları bir tükenmez kaleme findel
demeye başlar. O nesneyi kendi sözcüğüyle ifade etme kararıdır bu. Sonra tüm
dünyaya bir şekilde bu yayılır.
Kitabın sonunda öğretmen şunları söylüyor:
Geçerliliğini yitiren o kadar çok şey var ki… Ama
bunca yıl sonra bile sözcükler hala önemini koruyor. Herkesin hala sözcüklere
gereksinimi var. Düşünmek, yazmak, düş kurmak, umut ve dualarımızı dillendirmek
için sözcükleri kullanıyoruz. İşte ben bu yüzden seviyorum sözcükleri.
Ve Bayan Granger bana aynı zamanda kurallar ve
dilbilgisi titizliğiyle 2004 yapımı
Talihsiz Serüvenler Dizisi filmindeki Josephine Teyze’yi hatırlatıyor.
Çocuklarla beraber izlenecek bir film. Josephine Teyze tehlike anında bıraktığı
mektupta dilbigisi kurallarını ihlal ettiği sembolik anlatımıyla çocuklardan
yardım istiyor.
-Genç ve yetişkinler için sembol okuryazarlığını
anlayacağımız eserlerden bahsedebiliriz.
A
Star Born filminde kahramanın onun için çok önemli olan
gitarının telini koparıp evlilik teklifi için yüzük yapması buna örnektir.
-Saksı Olmanın
Faydaları filminde ise sembol olarak bir melodiyi takip ederiz ve bu bizi
elbette Davıd Bowie’ye götürür.
Ayrıca aynı filmde tünel de aynı sembolik özelliği taşır.
-Tiffany’de
Kahvaltı filminde karakter kedisine isim takmaz. Bu isim takma; bir ait
olma ve bağ kurma sembolü olarak filmin başından sonuna kadar verilir. Ve film
de kurgu da kediyle biter.
-Bilge Karasu’nun
‘Göçmüş Kediler Bahçesi’ isimli hikayesinde sembol farklı biçimlerde yerini
bulur. Örneğin müzede resimi inceleyen bir karakterin tasviri buna örnektir.
‘Giysilerin yabansılığı, Yenidendoğuşu değil;
ortaçağın gizemi, simgeciliğini getiriyordu usa.’der.
Sembol daha iyi anlatma için bir yol bulma çalışması
olabileceği gibi anlatımda çaresiz kaldığımızda başvurduğumuz yöntemlerden
biridir.
Kaybolan, kaçan ve giden insanı çok güzel tasvir eder
Bilge Karasu:
Bir roman tümcesi geldi usuma. ‘Ellerinizin
arasındayken bile, artık ellerinizin içindeyken bile… Artık avucunuzdayken bile…
Bilemiyordum Türkçesini nasıl söylemek gerekirdi? …dayken bile… Bu tür
yaratıklar kaçış yaratıklarıdır.’
Hikaye semboller üzerine kurulmuştur. Anlatıcı,
karakter, oyun, dönem karışıyor. Biz; bir şehre gelip 10 yılda bir düzenlenen
oyuna dahil olan ve satranç gibi fakat insanlarla gerçekleştirilen bir kurguya
gömülürüz. Mor ve yeşil. Mor karakter; anlatıcı, başkanın emirlerine uymak
zorundadır.
Yeşil- vezirle diğer karakterle karşı karşıyadır.
Bakışlarında şöyle bir konuşma barınır:
-Sen beni yaşatabilirsin, diye geçirdim içimden
Başı gene evet dedi.
Ama yaşatmak istemiyorsun, çünkü sen
Başı evet, ben, dedi.
Sevildiğini bilmek istersin.
Evet
Ama sevildiğinin söylenmesini istemezsin. Beni söylenmemiş
bir sevgide boğabilirsin.
Evet.
Sonra bir ara veriliyor.
Oyunu kestim, tatsızlaşıyordu.
Kesmedi o
Bekliyorum, dedi.
Vazgeç dedim başımla.
Sonunda morlu ölür. Mat olur. Oyunu erken hamleyle
kaybeder. Başkanı beklemez. En iyi sembol okuryazarlığı ürünlerinden biridir.
Yorumlar
Yorum Gönder