MİMAR SİNAN ÜNİVERSİTESİ RESİM VE HEYKEL MÜZESİ

MİMAR SİNAN ÜNİVERSİTESİ

RESİM VE HEYKEL MÜZESİ

                                                     1.BÜLTEN

-Müze Türkiye’nin ilk plastik sanatlar müzesidir. Açılış Atatürk tarafından Eylül 1937’de yapılmıştır. 

Not:Türkiye’nin sanat alanında ilk yükseköğrenim kurumu olan Mekteb-i Sanayi-i Nefise-i Şahane (Günümüzdeki Mimar Sinan Güzel Sanatlar Ünv.) açılmıştır. (1882)Ressam, arkeolog ve müzeci Osman Hamdi Bey kurucu müdür olaakatanmıştır. Osman Hamdi Bey ailesi ile birlikte MihrimahSultan Camisi’nde, Arkeoloji Müzesi’nde, Pera Müzesi’nde, Bursa bağlantılarıyla, Kaplumbağa Terbiyecisi’yle ve çıkardığı yasa ile birlikte pek çok okuryazarlık türü ve yerde ismi yeniden anılacak önemli bir şahsiyettir.

-Müze ile ilgili değinilebilecek çok fazla unsur var elbette. Ancak ben genel anlamda müzede dikkatimi çeken fon-dönem ve renk teması üzerinde durmak istiyorum.

 

Her dönem, bölüm farklı salonlarla ve renklerle birleştirilmiş. Her bölümde ışığın gücünün farklı renge dönüşüm coşkusunu seziyor, yeni bir dünyaya adım atıyoruz. Bu anlamda eser-form bütünleşmesi kesinlikle insan algısını cezbedecek güçte oluşturulmuş. Çünkü zihin ritmik görsellerin devamında sıradanlığa ulaşabiliyor. Ancak burada değişen fon ve dönemle tenefüse çıkmış ve beyninizin dingin bir yanına yeni görselleri tanıtmak için hazır hissediyorsunuz kendinizi. 

-Ortaokullar için uygulama:

Resim çalışması… Masalar kaplanır ve onlardan etkili arka fonlar oluşturulur. Mesela tema hayvan resimleriyse sıralar hayvan postu; tema doğaysa su, yeşillik, gökyüzü olarak fon seçilebilir. Yahut teknoloji temasıysa fon olarak karton bir zaman makinası, bir bilgisayar maketi tercih edilebilir. 

Böylece çocuk; parça-bütün ve renk teması üzerinde çalışmış olur. 

-Bu konu bizi –genç ve yetişkinleri-sanat ve renkler üzerinde düşündürmeye yönlendirir.

-Krzysztof Kieslowski’nin Fransız bayrağı renklerini kullandığı üçleme filmlerini hatırlayabiliriz ilk olarak. 

 

-Filmlerden sonra sarı rengin temsilcisi Van Gogh’u ele alabiliriz. Hollandalı ressamın ‘mutluluğun rengi’ olarak ifade ettiği sarı 1880-1890 yılları arasındaki yaptığı eserlerin çoğunda kendini göstermiştir. 

-Sarıdan bahsetmişken sarı,turuncu,kızıl ve günbatımı renkleri bizi Ahmet Haşim’e götürür.Onun şiirlerinde bir irtim ve ahengin işitsel etkisinin yanı sıra gün batımı ve akşam renklerini de sözcüklerle tasvir eden bir görsel şölen hazırladığını söyleyebiliriz. 

Dr. Necdet Bingöl’ün ‘Haşim’in Şiirlerinde Renkler’makalesi bu konuda bize detaylı bilgi verir. 

Makalenin girişinde renk temasından bahsederken ‘aslında eşyanın rengi yoktur, kendisini aydınlatan ışığın rengine bağlı olarak onun da rengi değişir.’ der. Bu renk değiştirme şairin o anki duyuşuna, düşünüşüne hatta mizacına uyuyor. Görüş bir kişiden ötekine değişebildiği gibi kişinin fizyolojik ya da psişik durumuna göre de değişebiliyor, der.

Goethe renklerin insan psikolojisi üzerindeki etkilerini biliyordu. Hatta ‘Renklerin Nazariyesi’ adlı bir kitap yazmıştır. 

Parnasien şair T. Gautier şöyle yazıyordu:’İşitme duygusu fevkalade gelişmişti, renklerin gürültüsünü işitiyordum. Yeşil, mavi, sarı sesler gayet belirgin olarak dalgalar halinde bana geliyordu.’der

İnsanlar muhtelif devirlerde renklerin kuvvetine inanıp bir yakım kutsal manalar vermişler, renklerde birçok sembol yaratmışlardır. Renkleri psişik durumlarını anlatmaya yarayan ifade vasıtları olarak kullanmışlardır. (Buradan sonra makale örneklerle bu konuyu derinleştiriyor.)

Abdülhak Şinasi Hisar Ahmet Haşim’in şiirlerindeki kızıllığı anlatırken tabiatın, suların, ağaçların ve kuşların tutuşmuş gibi göründükleri ve kanıyor hissi verdikleri bir zamandan bahseder.

Oysa araştırmaya göre Haşim’in şiirlerinde sayı olarak fazla olan kırmızı değil siyahtır. 

Örneğin:

Zulmet bizi çekmekte visale, diye karanlıkta sevgiliyi buluşmayı tasvir eder. 

Aşın bu karanlık gecesinde, der başka bir şiirinde.

Kırmızı da birçok şiirinde vardır:

‘Eğilmiş arza kanar, muttasıl kanar güller

Durur alev gibi dallarda kanlı bülbüller.’Merdiven şiiri

Burada Fovist bir ressam gibi kırmızı nüanslarını yoğun kullanmıştır.

Fovizm:Tüpten çıkmış gibi çiğ ve bağıran renklerin kullanıldığını görüyoruz. Derain’in ‘renk için renk’idealiböylece somutlaşmış. Artık bir nesne kendi parlaklığını oluşturabilirdi.

Parıltı şiirinde ise:

‘Ateş gibi bir nehir akıyordu

Ruhumla o ruhun arasında’der.

 

Haşim’de sarı-kırmızı Süvari şiirinde kendini gösterir. 

‘Şu bakır zirvelerin ardından

Bir süvari geliyor kan rengi’

Yakup Kadri’nin Ahmet Haşim hakkındaki görüşü:

‘Kafasını biçimsiz, yüzünü çirkin, bünyesini vaktinden evvel ihtiyarlamış bulurdu.’ der.

Toplumdan ve insanlardan kaçıp gece, akşam yahut bu karanlık dekora sığınması da bu açıdan ele alınmalıdır.( 1965-Hayat Dergisi, 5.sayı-Yakup Kadri)

Ve eserde belki de ruhunda kanayan yaranın ‘kan ve ateş’ kırmızılığıyla dışarıya vurduğunu söyleyebiliriz.

                       (Haşim’in Şiirinde Renkler 1973-Cilt 5-Türkoloji dergisi, Necdet BİNGÖL)

-Tomris Uyar’ın ‘Metal Yorgunluğu’hikayesinde de renklerin duygu ve durumların izini süreriz. 

Siz bu güneş nedir bilmeyen izbe otelleri bilmezsiniz efendim.

Çerçeveli fotoğraf, dışarıdaki karanlık, çok bakarsanız yüreğinize işleyebilir.

Eşinin(anlatıcı-kahramanın eşi Mesrure Hanım’ın)siyah bir pantolon giyip sırtına bir gocuk geçirmesi ve denize gitmesi. Bu siyah mavi geçişi bize Halit Ziya Uşaklıgil’in ‘Mai ve Siyah’ını hatırlatıyor.

Hikayenin sonlarına doğru kahramanın eşi hakkında söylediği şey dkkatimizi çeker:

Ama o kadar parlaktın ki ürktüm senden. Yanına yaklaşmaya kıyamadım.

Ve kendi hakkında da:

Son günlerde ölüme iyice yaklaştığımı duyuyorum. Burnum sivrildi, rengim sarardı.

Kırmızı bir belirti verdiniz, le biter hikaye.

Program bulunamadı. Bütün işlemler durduruldu.

-Leyl,Leyla, karanlık, küfre düşmek, aşka düşmek de Divan şiiri mazmunları içinde verilir.

                               2.BÜLTEN

-Millet Mektepleri tablosu. (Anadolu resimlerinin yer aldığı bölüme geldiğimizde karşılaştığımız bir tablodur.)

-Ortaokullar için folklorik bir nesne çizme etkinliği yaptırılır. Evden getirdikleri tülbent, şalvar, şapka , mendil çizilir.

Diğer bir tavsiye olarak:

Coğrafya; müzede her bölümün farklı zaman dilimlerini kapsaması, Anadolu bölümünün var olması bizi ViladimirTumanov’un ‘Haritada Kaybolmak’romanına götürüyor. Müzenin  salonlarındaki zaman yolculuğunu çocuklar biraz macera ile bu eserde tecrübe edebilirler.      

            Aileleriyle birlikte büyük bir kente taşınan Chris ve Francis’in yaşamı, sinemeden dönerken yağmura yakalandıkları bir akşam hiç ummadıkları biçimde değişir. Yağmurdan kaçmak için sığındıkları , tuhaf nesnelerle dolu dükkanda , izinsiz atıştırdıkları leziz şekerler iki kardeşi hızla yaşlandırmaya başlar. Tek kurtuluş yolu eski bir dünya haritasında ansızın beliren bilmeceleri çözmektir.

-Bu bölüm ve tablo bizi- genç ve yetişkinleri- iki konuda düşünmeye iter:

1-Folklorik unsurlar ve sanat

2-Millet Mektepleri

-Sanat anlayışını buradan bağlantıyla Faruk Nafiz Çamlıbel’in Han Duvarları’ndaki Sanat şiiriyle verebiliriz:

‘Yalnız senin gezdiğin bahçede açmaz çiçek

Bizim diyarımız da binbir baharı saklar

Kolumuzdan tutarak sen istersen bizi çek

İncinir düz caddede dağda gezen ayaklar

Ayrıca Nazım Hikmet’in Davet şiirindeki:

Dörtnala gelip Uzak Asya’dan 

Akdeniz’e bir kısrak başı gibi

    Uzanan bu memleket bizim,dizelerine götürür bizi.

-Tarık Dursun K’nın Hasangillerden-2 öyküsünün ögeleri de folklorik unsurları derinlemesine kapsamaktadır. 

Ayrıca Kuyucaklı Yusuf’un giriş kısmında silah seslerini e acıyı duyarak Sabahattin Ali’nin başlattığı hikayesi de bu niteliklerle bizi roman boyunca karşılaştıracaktır.

-Folklor çalışmaları bittikten sonra Millet Mektepleri’yle ilgili bir araştırma ve meraka da bizi sürükleyebilir tablo:

Millet Mektepleri Türkiye’de 1 Kasım 1928’de yeni harflerin kabulünden sonra halkı okuryazar kılmak için eğitim seferberliği ile dört ay süreli planlı eğitimin verilme sürecidir. 

Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati Bey’in hazırladığı ‘Millet Mektepleri Talimatnamesi’-yönetmeliği- 11 Kasım 1928’de Bakanlar Kurulu’na sunulmuş, onayanmış ve 7284 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla 24 Kasım 1928’de Resmi Gazete’de yayınlanmasıyla yürürlüğe girmiştir. 

 Öğretmenler Günü ilan edildi. Atatürk bu okulların genel başkanlığını ve başöğretmenliği kabul etti.

 16-30 yaş arası her Türk vatandaşının kurs görmesi zorunludur.

 Hiç okuma-yazma bilmeyenler için A dershanesinde okuma, yazma, dilbilgisi, basit matematik işlemleri öğretiliyor. Bu aslında araştırmak isteyenler için Yedi Özgür Sanat yahut Liberal Sanat dediğimiz listenin ilk üçlü ders sistemini de bize hatırlatıyor:Gramer, mantık, retorik.

 

-Buradan hareketle Halet Çambel’e de değinebiliriz. Bu tablo bizi Halet Çambel’e götürürken onun:

Mutluluk kişisel çıkar peşinde yakalanmaz, asıl mutluluğa topluma yararlı olarak ulaşılır, sözünü hatırlatır.  Namık Kemal’in Hürriyet Kasidesi ikinci beytinde de aynı anlam vardır:

‘Usanmaz kendini insan bilenler halka hizmetten.’

Çambel için bir aktivist, arkeolog, dilbilimci, sporcu, diyebiliriz. Anacak aynı zamanda öğretmendir de kendisi. Karatepe’de Halet Çambel ve ekibi okuma yazma bilmeyenler için kolları sıvarlar. 

Halet Çambel’den birçok farklı okuryazarlık türlerinde daha çok bahsedeceğiz. Ancak burada ‘Millet Mektepleri’ tablosu, folklor, mekteplerin içeriği, sanat konularında genel bir bağ kurmamız açısından güzel bir geçiş sağladık.

 

 

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

SİRKECİ GARI

SULTANAHMET CAMİSİ

OKURYAZARLIK NEDİR?