YAHYA KEMAL MÜZESİ
YAHYA
KEMAL MÜZESİ
Bülten
Müzede Yahya Kemal’le ilgili gerçek anlamda ilham
verici bir koleksiyonla karşılaşıyoruz. Londra Albümü(Yahya Kemal’in babasına
gönderdiği albüm)bu konuda çocuklarla bir etkinlik yapabileceğimiz fikrini
verdi bana.
Yahya Kemal 1906’da Fransa’dan İngiltere’ye geçiyor.
Bir Londra albümü üzerine notlar alarak babasına albümü gönderiyor. Bununla
ilgili şöyle bir etkinlik yapabiliriz:
Çocuklar gezdikleri erlerin fotoğraflarını çekerler.
Bir doğa ziyareti de yapılabilir. Yahut kendi evlerindeki albümlerinden
hayatlarının bir bölümünü-mesela mezuniyet, okuma bayramı gibi- alırlar.
Albümle içinde bulundukları anı birleştirme çalışması yaparlar. Albümün yanına
künye ve belki de birer cümlelik hislerini yazarlar. Böylece fotoğraf ve sanat
okuryazarlığı bir müzedeki işleyişle kendini göstermiş olur. Çocuklar dil
gelişimlerini de etkileyecek bir uygulama yapmış olurlar. Yine buradan
hareketler çocuklar için Sevim Ak’ın ‘Vanilya Kokulu Mektuplar’eseri tavsiye
edilebilir. Çünkü teması, Yahya Kemal’in bir hayal, bir albüm ve notlar
göndermesi hikayesini anımsatıyor. Kıymık’ın sekiz yıl önce ölmüş dedesine Paris’ten
geciken bir mektup gelir. Mektup’ Aaa, krala bak.’diye başlar. Bu mektup düş
göremeyen ve hayal kuramayan bir kralı anlatmaktadır. Hem Kıymık’a hem
anneannesine yaşam sevinci ve hayal kurmakla ilgili pek çok ders verir. Hatta
masalın içinde yazar bir kız vardır. Ona 'yazar' denmez. Bir düş satıcısı,
denir. Bütün gün hayal kurar. Sonra da oturup yazar. Kızın odası çok sadedir.
Sadece sandalye, masa ve kitaplar vardır. Bir de düşler ve hayaller vardır. Son
Feci Bisiklet’in Bu Kız şarkısına götürür bizi. Bir fotoğrafı, mektubu,
sözcüğü, düşü, müziği birleştirmenin serüvenini takip ederiz böylece.
-Çocuk etkinlii olarak verdiğimiz Yahya Kemal ve
yurtdışı bağını yetişin ve gençler için de açıklayabilecek noktalara
değinebiliriz. Çünkü Yahya Kemal’in sanat anlayışı, dil anlayışı, konakladığı
coğrafya, Fransız edebiyatının etkisi konusunu ancak bu şekilde
bütünleştirebiliriz. Yahya Kemal’le ilgili elbette daha başka şeyler de
anlatılabilir. Mesela siyasi hayatı gibi. Ancak bu bültende üslup oluşumu
hakkında yazmak istiyorum.
-Kenan Akyüz’ün Modern Türk Edebiyatının Ana Çizgileri
kitabında şairin Pariz’e gitmeden önce Servet-i Fünun şiirinin etkisinde olduğu
belirtilir. Bu esnada yani Paris’e gitmeden Tevfik Fikret, Cenap Şehabettin ve
Abdülhak Hamit Tarhan’ı beğendiğini söyleyebiliyoruz. Paristeki ilk yıllarında
görüşlerinde değişiklik olduğunu Kenan Akyüz şu şekilde dile getiriyor:
‘Ona göre Divan edebiyatı bir taklit edebiyatıydı ve
bütünlükten mahrumdu. Halk edebiyatında da bir bütünlük yoktu. Tanzimat’tan
sonraki edebiyat da Fransa’dan gelme bir taklit edebiyatıydı. Ve bu taklit
Servet-i Fünun devrinde en üst derecesini bulmuştu. Üstelik Servet-i Fünun
şiiri kendi zamanının Fransız şiirini değil daha önceki devirlerin Fransız
şiirini taklit etmişti ve bu gereklilikti.
Burada Michel Cieron’ın Var Olma Eğilimi kitabında
Fransız şiiriyle ilgili bir şey aktarmak istiyorum: Klasik şiir dönemleri
genelde farklı coğrafya ve kültürlerde de olsa aynı sistemi kullanıyor çünkü. ‘Voltaire’ın
zamanında herkes herkes gibi yazmaya çalışıyordu; ama herkes kusursuz
yazıyordu. Oysa bugün yazar kendine özgü bir üsluba sahip olmak, anlatımda
bireyselleşmek istiyor.’diyor kitabında. Tıpkı bu açıklamada olduğu gibi
kusursuz ama birbirinin benzeri şiirlerden daha farklı bir yol izlemiştir Yahya
Kemal. Fransız edebiyatında ilk belirtileri görülen saf şiirin cazibesinde
kalmıştır.
Yahya Kemal’in tabiat tasvirleri hariç pek çok konuda
kalem oynattığını söyleyebiliriz. Osmanlı tarihinin muhteşem devirleri, milli
tarih, aşk, ölüm , sonsuzluk ve elbette İstanbul onun şiirlerinin temasını oluşturur.
Burada da Yahya Kemal’in müthiş gücünü görürüz. Sağlam bir üslupçu ve titiz bir
sanatçı olarak adlandırabiliriz onu. Nazım şekilleri de şiirlerinin vekobüleri
de işlediği şiire göre değişmektedir. Tarih temasını işlerken dilin
eskileştiğini bunun dışındaki şiirlerinde ise konuşulan Türkçenin en güzel
örneklerini verdiğini söyleyebiliriz. Yahya Kemal’deki bu çok yönlülük, bu devinim
, bu kendi olma, eseriyle bağ kurarken oluşturduğu o esneklik ve vizyon
gerçekten çok önemlidir.
-Dille ilgili Noam Chomsky’nin bir röportajında
şunları verdiğini söyleyebiliriz( Bilgi Sorunları ve Dil)
‘Bir sebeple üniversite tarafından Porto Rica’ya davet
edildim. Dilbilim konusunda konuşmamı ve aynı zamanda okullardaki yabancı dil
programlarını incelememi istediler. Porto Rica’da herkes İspanyolca konuşur.
İngilizce de öğrenmeleri gerekiyor. O zamanlar her çocuk 12 yıl okula
gidiyordu. Yani zorunlu eğitim 12 yıldı. Bu çocuklara 12 yıl boyunca haftada
beş gün İngilizce öğretiliyordu. Bu çocuklar okuldan çıktıktan sonra ‘Nasılsınız?’
diyemiyorlardı.
İngilizceyi en son bilimsel kuramlara göre
öğretiyorlar. Zamanın en iyi bilimsel kuramları, dilin bir alışkanlıklar
sistemi olduğunu söylüyordu, dil öğrenmeniz ancak alışkanlıkları öğrenirseniz
gerçekleşir görüşü hakimdi. Yani bir tür atılan topu yakalamak gibi bir şey.
Alışkanlığı edininceye kadar sürekli tekrarlarsınız. Kullandıkları sisteme
örüntü alıştırması deniyordu. Tabi bu yöntemlerde göze çarpan ilk şey; çok
sıkıcı oldukları için üç dakikada uyutuyorlar insanları. Sınıfa girdiğinizde
çocukları dışarı bakarken, öğretmene ya da birbirlerine bir şeyler atarken
görüyordunuz. Öğretmen sorduğunda söylemek zorunda olduklarını öğrenecek kadar
dikkatlerini veriyorlardı. Ama üç dakikada her şeyi unutuyorlardı doğal olarak.
Soruyu şu şekilde bitiriyor; sonuç olarak sağduyunuzu ve deneyiminizi kullanın.
‘
Yahya Kemal de dilde ve üslupta bunu yapmıştı. Türk şiiri
ve Fransız şiirinde gelenek ve aslında Chomsky’nin örüntü olarak adlandırdığı
sistemden çıkmayı başarmıştı Yahya Kemal. Ve etkisinde kaldığı saf şiir akımı
ve Yahya Kemal’in de beğendiği Paul Valery gibi şirin sadece şiir için olduğu
dizeyle bitirelim:
Ah, dedi. Nasıl da beni anlamak için yaratılmışsın.
Yorumlar
Yorum Gönder