ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİ MÜZİK SINIFI
ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİ MÜZİK SINIFI
Bülten
Müzik dünyaya hükmeder/Martin Luther
Müzik okuryazarlığı; metni etkilediği, değiştirdiği,
hatta yeniden oluşturduğu için çok önemlidir. Bununla ilgili şöyle bir uygulama
yaparak müziğin önemini daha kolay kavrayabiliriz. Çocuklara arkası dönük
bir kişinin fotoğrafı veya resmi gösterilir. Bu görüntüye eşlik edecek farklı
müzikler kullanılır. Hüzünlü bir müzikle çocukların bu görüntü için bir hikaye
oluşturması veya en azından bu durum hakkında varsayımda bulunması istenir.
Aynı uygulama daha neşeli ve umut dolu bir melodiyle de yapılır.
Böylece aslında yaşamda müziğin algı oluşturma gücü
basit bir örnek üzerinden çocuğa verilmiş olur. İkinci bir etkinlik olarak da
şöyle bir şey yapabiliriz:Çocuklara farklı enstürümanları solo olarak
dinletiriz. Daha sonra toplu bir dnletide, bir parçada çocuğun geçişleri baskın
olan enstrümanı söylemesini isteyebiliriz. Böylece alfabeyi öğrenir gibi farklı
enstrümanları da öğrenir çocuk.
Bu çalışmayı yaparken yetişkinleri de işin içine dahil
edebiliriz. Örneğin Sting’in ‘Englıshman in New York’ dinletilebilir. Bunun
içindeki solo bateri kısmı yukarıdaki baskın olan enstrüman noktasında örnek
olarak verilebilir.
Çocuklara kitap önerecek olursak da Sharon M.
Draper’in ‘İçimdeki Müzik ‘ kitabını önerebilirim. Kitapta 11 yaşındaki özel
bir çocuk olan Melody’nin hayata dahil olma ve onu anlamlandırma çabasının
müzikle şekillenmesinin izini süreriz.
İkinci bir eser olarak da benim Otantik Kitap’tan
yayımlanan Dahiler Kulübü kitaplarımın içinden Gizemli Kitap’a değinerek onu
tavsiye edebilirim. Hayatın sıradan akışından sıkılan çocukların olimpiyatlar
için çalacak bando takımı seçmelerine hazırlanması anlatılıyor. Okulun eski
bando odasında onları yönlendiren bir Gizemli Kitapla karşılaşıp hem Türk
mitolojisine hem de 1972 Münih Yaz Olimpiyatlarındaki olaylara bizi götürmektedir.
Çocuklar müzik ve sesle bir kaosu önleyeceklerdir. Burada müziğin bir
matematiği olduğu, kitleleri etkilediği, sesin bilimsel ve ruhsal
etkileşimlerinin varlığını keşfeder.
-Yetişkinler ve gençler için özellikle neredeyse
sanatın tamamını da kapsayan Rolla May’ın ‘Yaratma Cesareti’kitabını
önerebiliriz. Burada müzik ve bunun dışındaki disiplinler sanatçı ve sanatçının
muhatabı bazında anlatılmaktadır. Kitabın bir yerinde şöyle bir cümle geçer:
‘Sanat eserine temasımızla içimizde yeni bir görünüm
zembereği boşanır. İçimizde eşsiz bir şey doğar. Bu da yaratıcı kişinin
resmini, müziğini ya da diğer yapıtlarını değerlendirmenin bizim açımızdan
yaratıcı bir edim olmasının nedenidir, der. Aslında müziği yapanla birlikte
müzikle karşılaşan bizlerin de bir tür yaratım ortamında bulunduğumuzu
gösterir. Yani müziği dinleyen edilgen değildir. Yeni bir ifadenin inşasını
yapmaktadır.
Yine aynı kitapta sanatçının yaratım anı karşılaşma
yoğunluğu başlığıyla ele alınır.
Karşılaşma yoğunluğu; gömülmek, emilmek, kapılıp
gitmek, bütünüyle dalıp gitmek vs yaratıcı, sanatçı, bilim adamının durumunu ya
da oyun oynayan çocuğu anlatmaktadır. Hangi isimlerle adlandırılırsa
adlandırılsın has yaratıcılık, yoğun bir farkındalık, bir bilinç artışı ile
nitelenir, der.
Buradaki bilinç artışı noktasında durmak istiyorum.
Yaratım sadece ürün ya da ortaya çıkan formla ilgili değildir. Bu form da yani
sanat eseri de hem onu üreten hem de onunla bağ kuranlar için yeni bir yaratım
görevi üstlenir. Yani insanın sanat eserini yaratması gibi sanat eseri de
insanı yaratır. Bilinç artışı; insanı yaşamda farklı algıya götüren, onun
hayatını genişleten bir şeydir.
-Sanat ve algı,müziğin de bir dil olduğu fikrimizden
hareketler Chomsky’nin ‘Dil ve Zihin ‘ kitabında şöyle bir bölüm vardır.
‘İnsanların bilişsel süreçlerinin incelenmesinde şöyle
bir yol benimsenebilir. Kişiye belli bir şekilde yorumladığı, fiziksel bir
uyaran verilir. Onun uyarımın kaynağı konusunda vardığı(genellikle bilincinde
olmadığı) sonuçların kimini tasarımlayan belirli bir algı oluşturduğunu
söyleyelim. Bu algıyı tanımlayabildiğimiz ölçüde yorumlama sürecini araştırmayı
sürdürebiliriz, der.
‘Başka bir deyişle uyaranları girdi olarak alan ve
algıları çıktı olarak belirleyen bir algılama modelinden bahseder.’
Kavramsal donanımını ‘algılanan şey’ kavramı ile ‘öğrenilen
şey’ kavramını reddedecek kadar dar sınırlar getiren yöntemsel kısıtlamalar
belirlenirse öğrenme ya da algılama incelemesinden bir yarar beklenemez, der.
Yani algılama, dil, insanın bilişsel süreci için çok önemli bir unsurdur. Yüzey
yapıdan ziyade anlam yani derin yapı için bu ‘algı’konusu üzerinde çok
durmuştur. Algı müziğin ve müzikle birlikte bizim hayatı yeniden biçimlendirme
şeklimiz olarak açığa çıkar. Hayata algımızla yeniden şekil vermek bilişsel yükselişin
de temelidir.
-Yetişkinler için ‘Piyanist’ filmini önerebiliriz.
Film insanlığın yıkımı ve inşası konusunu, kötülük ve yardım; gerçekler ve
ideal dünya üzerindeki etkileriyle bizi daima iki uç noktada hareket ettirir.
-Sait Faik’in ‘Hişşt Hişşşt’ hikayesinde de sesin ne
kadar önemli olduğu, bir ses için bir öykü yazıldığını görürüz.
‘Nereden gelirse gelsin; dağlardan, kuşlardan,
denizden, insandan, hayvandan, ottan, böcekten, çiçekten…Gelsin de nereden
gelirse gelsin. Bir ‘hişt hişt’ sesi gelmedi mi fena’der.
-Yine yetişkinler için bir film önerebiliriz:
Krzystof Kieslowski’nin ‘Veroniqu’in İkili Yaşamı’
filminde de müzik okuryazarlığını görebiliriz. Polonya ve Paris’te yaşayan iki
karakterimiz vardır. Veronika bir müzik okuluna girer ve ilk performansı
sırasında ölür. Bu andan sonra Veronique’in şarkıcı olmamaya karar vermesi
durumunu izleriz.
-Ercüment Cengiz’in yazısıyla birlikte Tanpınar ve
musiki konusuna da değinmek istiyorum:
‘Ahmet Hamdi Tanpınar’ın müzikle olan bağını anlatır.
Tanpınar’a göre musiki dış dünya ile ilişkisi olmayan ‘nesnesiz’bir sanattır.
Aynı zamanda giydirilmiş bir zamandır. Maddesizdir. Sesten; yani heyecanların
en iptidai işaretinden yapılmıştır.
Tanpına:
‘Musiki, duaya benzer.’der.
Aynı ifade Bethowen’da da vardır: ‘Notalar tanrının
nefesidir.’der.
Tanpınar bir resmi bir notayla birleştirme; sanatın
herhangi bir formunun başka bir formu doğurması konusunda da mahirdir. Aynı
metinde Tanpınar’ın 1977 yılında kaleme aldığı şu sözüne değinilir:’Dede’nin
Mahur Beste’sini ilk defa dinlediğimde hayalimde birdenbire çıplak bir
manzaraya tek başına hakim olan büyük bir ağaç canlandı. Güftesinde böyle bir
hayali uyandıracak hiçbir şey olmamasına rağmen.’der.
-Yine bir film önerecek olursak
Edward:İnsanların operayla ilk tanıştıkları andaki
tekileri çok belirleyicidir. Ya ona bayılırlar ya da ondan nefret ederler. Eğer
severlerse hep severler fakat sevmezlerse takdir etmeyi öğrenebilirler ancak
hiçbir zaman ruhlarının bir parçası haline gelmez.’der
Yorumlar
Yorum Gönder