İKLİM MÜZESİ
İKLİM MÜZESİ
Bülten
Çevre okuryazarlığı; tüm
insanların içinde barındığı dahil olduğu ekosistemi bilme, anlama ve kavrama
işidir. Bu okuryazarlığı öğrenmenin en büyük getiri ve faydası toplum ve
gelecek nesiller için doğru tercih ve uygulamaların imkanını sağlar. Bu
okuryazarlık türünün faydaları nelerdir?
-Çocuğun çevreyle ilgili bilgi edinmesini sağlar.
-Çocukların bu alanda sorular sorma becerisi arttığı
için eleştirel bireyler olmasına yardımcı olur.
-Çocukta stratejik düşünme becerisi kazandırır
-Bireylerin hak ve sorumlulukları kısmına da gerçek
anlamda vurgu yapar.
Çocuklara çevre bilinci, iklim değişiklikleri, bazı
türlerin ekosistemde yok olma tehlikesinin olduğu; su-yaşam,hava-yaşam,
toprak-yaşam konularında bilinçlendirme çabası verilir. Burada önemli olan
korkutarak tedirgin bireyler oluşturmak yerine sorumluluk alarak minik
adımlarla doğa ile aradaki bağı kuvvetlendirecek yetişkinlerin temelini atmaktır.
Doğanın edilgen bir yapı değil bizimle konuşan canlı bir yapı olduğu çocuk
tarafından kavranır. Buradan hareketle çocuklarla şöyle bir etkinlik gerçekleştirilebilir:
Doğayla ilgili birçok soru hazırlanır. Okul spor
salonunda yere üç farklı öğrenci için üç farklı aşamalı yol çizilir. Bu eşit
bariyerli ve bölmeli yollarda çocuklara farklı sorular yönlendirilir. Yolu önce
bitirme durumuna göre kazanan belirlenir. Üç farklı grup farklı başlıklarda
açılabilir. İklim, hayvanlar, orman, su kirliliği gibi konulara ayrılır. Çocuk
iyi olduğu alanı seçer. Soruyu bilen bir adım öne geçer. Bazı sorular
çeldiricidir. Çocuğun doğru cevabı üç adım ilerlemesini sağladığı gibi yanlış
cevabı da arkadaşlarını üç soru ilerlemeden beklemesine sebep olur. Hatta
sorularda doğaya zarar verebilecek yanıtlar olursa feri adım atma durumu bile
ortaya çıkar.
-Burada çocuklar için özellikle ödüllü yazar Gamze Pat’ın kitaplarını tavsiye etmek
istiyorum. Eyvah Penguenlerin Soyu
Tükeniyor, Eyvah Arılar Müzelik Oldu, Eyvah Horozlar Ötmüyor kitaplarıyla
doğaya karşı çocuk duyarlılığı ve bilincini kurgunun içinde veriyor. Böylece
bizim bahsettiğimiz korkutmadan bilinç kazandırma çalışması yapmış oluyor.
-Yetişkinler için burada özellikle Tevfik Fikret’in ‘Ferda’şiirini vermek
istiyorum:
Şiir:’Ferda , senin.’ diye başlar. Yani aslında
gençlere ‘gelecek senin’ diye başlar. Ancak birçok şeyin gençlerin olduğunu
sıralar şiirin devamında.
Sonra şiirin bir yerinde hepimizin ders çıkarması
gereken o bölümü söyler:
‘Ferda senin dedim, beni alkışladın,hayır
Bir şey senin değil, sana ferda vediadır
Her şey vediadır sana’
Yani her şey sana emanettir. Gelecek de senden hesap
soracaktır, der. İşte bu bilinçle hayatı şekillendirmeliyiz.
Bu konuyla ilgili aslında doğanın önemini bize
gösterecek kitaplardan biri de Siddhartha’dır.(Hermann
Hesse)
Çünkü bu kitapta sadece insanın varoluşsal yolculuğu
anlatılmaz. Onun tüm yaşam unsurlarıyla birlikte akan hayatı konu edilir. Hatta
bir yerinde şöyle bir şey vardır:
‘Dünyanın birlik bütünlüğü, tüm olup bitenler
arasındaki ilişki; büyük ya da küçük tüm nesnelerin aynı akıntıyla aynı
nedenler yasasıyla, aynı varoluş ve yok oluş yasasıyla kuşatıldığı senin yüce
öğretinden, ey kusursuz insan, açıkça görülmekte. Ne var ki gene senin
öğretinde sözü edilen tüm nesneler arasındaki birlik ve tutarlılığın bir
yerinde bir kopukluk var. Küçük bir boşluk. Bu boşluktan birlik ve bütünlük
dünyasının içine yabancı bir şey sızıyor. Yeni bir şey. Daha önce varolmayan,
budur diye gösterilmeyen, kanıtlanamayan bir şey. Senin dünyayı alt etmeye,
esenlik sağlamaya yönelik öğretin bu. Bu küçük boşluk, bu ufak kopukluk ise
tutarlılık içindeki ezeli ve ebedi dünya yasasını çökertiyor, geçersiz kılıyor.
Öğretine karşı böyle bir eleştiri yöneltmemi bağışlarsın umarım.’ der.
-Aynı tema ile yazılmış olan,Mario Morgan ‘Bir Çift Yürek’ de insanla birlikte akan doğayı daha
doğrusu doğayla birlikte akan insanı anlatır. Kitap Amerikalı kahramanımızın Avustralya’da
yaşadığı ruhsal yolculuğun öyküsüdür. Göçebe kültüründen gelen Aborjinler
eşliğinde kabilenin kendilerini adlandırdıkları şekliyle ‘Gerçek İnsanlar’la
birlikte dört ay süren ve çölü boydan boya katettikleri uzun bir yola çıkar.
İnsanın kim olduğu ve voroluş nedeni hakkında düşünmesini sağlayan unsur
doğadır.
Kitabın bir yerinde:
‘Hiçbir şey boşa harcanmıyordu. Her şey doğada bir
değişime uğruyor, toprağa geri veriliyordu. Bu,arkamızda tek bir çöp bile
bırakmadığımız bir piknikti.'der.
Kitapta şöyle bir bölüm vardır:
Kahramanımızın kabilenin önünde yürümesini isterler. O
da ‘Bunu yapamam. Yolu bilmiyorum.’der.
‘Yapmalısın, diyen bir ses duydum. Artık bunun zamanı
geldi. Evini, yeryüzünü, yaşamın her türlü düzeyini, görünen ve görünmeyen her
şeyle ilişkini öğrenmen için yolu sen göstermelisin.’
-Turgay Kabak’ın
‘Toplumsal Ekoloji Bağlamında Türklerin Doğa ile İlişkisine Genel Bir
Bakış:Mandra Filozofu Filminin Düşündürdükleri’
Bu makale
doğrultusunda Türklerin doğa ile ilişkisini mitolojik, ilahi dinler, modern
dönem olmak üzere üç bölümde inceleyebiliriz.
Türkler doğada varolan her şeyin bir ruha sahip
olduğu; o ruh incindiği zaman ruhu inciten kişiye koruyucu iyelerin zarar
verdiği inancı günümüze kadar gelmiştir. Bu düşünce yapısında doğa, insana
kullanıp tüketilmesi için bir yaratıcı tarafından bahşedilmiş bir ödül değil;
yaşamın içinde sürdürüldüğü kutsal bir alandır.
Metinden hareketle doğayla ilişki örnekleri:
Altay Yaratılış Destanı’na göre evrende insandan önce
su vardır.
Türkler her suyun bir iyesi olduğuna inanır.
Suyun hayat bahşedici, yaratıcı bir mukaddes gibi
telakki edilmesi inancı günümüzde ‘zemzem suyu’ile devam etmektedir.
Ukula Toyan bir su iyesidir. İnanca göre suların
kirletilmesine kızar. Sular temiz tutulmaz, kirletilirse kaynakları kurutur;
insanları susuz bırakır.
Anadolu Türkleri arasında hala suyun temiz tutulması
inancı devam etmektedir. Suyun aktığı yere tükürülmemesi vb kurallar vardır.
Yine Altay Türklerinde her orman yahut çalılığın da
ruhu olduğuna inanılır.
Ağaçlar canlı
kabul edildikleri için kendilerine yapılan hasarları, yaralanmaları
hissettikleri var sayılır.
Bahaddin
Ögel ‘Türk Mitolojisi’ eserinde ağaç ve ormanın ayrı
incelenmesi gerektiğini söyler. Türkler her yerde ağaç dikmiş ve ona saygı
göstermişlerdir.
Ağaçlar Tanrı kutunu temsil eder. Kutsal ağaç yok
olursa Tanrı kutu bölgeyi terk eder. Kıtlık, kargaşa ve kavga olur.
Ağaç ve orman iyesini memnun ettikçe bolluk ve
bereketin artacağına inanılır.
Hayvanlar da yine önemlidir. Hayvan eski Türkler
tarafından en sık kullanılan simgedir.
Kurt,ayı, at, geyik, kaplumbağa, yılan, boğa mitolojik
özellikleri olan hayvanlardır.
Geyiğin avlayan kişiye uğursuzluk getireceği inancı
vardır.
Dağ kültü önemlidir.
Şamanistlere göre bütün dünya ruhlarla doludur.
Bu metinden çevre, kültür, sanat okuryazarlığı ve
hatta eleştirel okuryazarlık çıkarılabilir.
Yorumlar
Yorum Gönder