ORHAN KEMAL İL HALK KÜTÜPHANESİ

 

ORHAN KEMAL İL HALK KÜTÜPHANESİ

                                                                     Bülten

Bina Beyazıt’tadır. Fatih tarafından inşa edilmiştir. Elbette o günden bu zamana binanın kullanım amacı ve fiziksel görünümünde yangın ve deprem vasıtasıyla yıkılmalarla pek çok değişiklik olmuştur.

Tarihsel sürecini izleyecek olursak bölgenin şunları söyleyebiliriz:

Bizans Döneminde 1.Theodoisus2a ait 3 gözlü bir zafer takı olan Tauris Forumu vardır. (Theodeisus Sütunu olarak da bilinen anıtsal sütun 393 yılında Theodeisus’un oğlu Arkedrus döneminde yapılmıştır. Sütunu saran rölyeflerde Theodeius2un barbarlara karşı kazandığı zaferler resmedilmiştir. İçinde bulunan sarmal bir merdivenle de yukarı çıkılmaktadır. Theodeisus’un heykeli de vardır. 407-447 yıllarındaki depremleri,465 yılındaki büyük şehir yangınında tahribatlar olmuştur. 480 depremi de vardır. Burada esas alacağımız üç eser var:

1-Theodeisus Sütunu

2-Bazilika

3-Zafer Takı(Roma’da bulunan zafer takına benziyor.)

Daha sonra çocuklarla bu yapılarla alakalı bir çalışma yapacağım. Özellikle Anadolu’daki Zafer Takları ile ilgili olarak.

Bu bölgenin tarihsel süreç içerisindeki ilerlemesine devam edecek olursak Fatih’in İstanbul’u fethinden sonra burası Sekbanbaşı Yakup Ağa’nın  bir cami inşası ve Fatih’in hemen bunun yanına darphane inşa ettirmesiyle varlığını sürdüren bir yer olmuştur.

Daha sonra büyük bir yangın ve depremden zarar görmüş ve 3.Ahmet’in annesi Rabia Gül-Nuş Valide Sultan tarafından baş mimar Mehmet Ağa’ya burası yaptırılmış, ismi de Simkeşhane-i Amire konulmuştur. Üst kısımda çeşme, sebil, sıbyan mektebi ve mescit ilave edilmiştir. Altın, gümüş, sırma çeken esnaflar eklenmiştir. Darphane Topkapı Sarayı içine taşınmıştır. Tekrar 1826 da yangında zarar görmüştür. 1964’lü yıllarda Prof.Dr. Bedii N.Şahsuvaroğlu ile şehrin ileri gelenleri burayı kütüphane olarak düzenlemek istemiş, Kültür Bakanlığı’nın da katkılarıyla 1976 yılında onarım başlamış, Tauris Formuna ait parçalar da açık hava müzesi şeklinde yerleştirilmiştir.

Bu tarihi mekan, açık hava müzesi, kütüphanenin de birleştiği güzel bir sentezin ürünü olarak karşımızda durmaktadır. 2001 yılı itibariyle Kültür Bakanlığı onayı ile kütüphaneye Orhan Kemal’in adı verilmiştir.

Daha hiçbir uygulamaya geçmeden, okuryazarlığı anlatmadan bile coğrafya,tarih,edebiyat, kültür okuryazarlıkları ve görsel okuryazarlığın bir sembolü olduğunu söyleyebiliriz bulunduğumuz yerin.

Ben kütüphane okuryazarlığına geçmeden önce bir kavramı açıklamak istiyorum:otodidakt.

Otodidakt; genel olarak çalışacağı konuyu, çalışma materyalini, çalışma sıklığını ve zamanını kendi belirleyen bireydir.

Modern zamanda bu kavramın önemi artmaktadır. Bilgiye ulaşmanın yoğunluğu ve zorluğu; ulaştığı bilgiyi seçme kısmındaki noktaya kaymıştır. İşte bu noktada otodidakt kavramının içinde verilen ikinci bölüm ‘çalışma materyalini belirleme’önemli bir yer edinmektedir. Bilgiyi okumanın ‘zaman ve emek’kaynaklarını doğru kullanma açısından önemli olduğunu biliyoruz. İşte bu yüzden önce merak unsuru ve amaç doğrultusunda konu belirleme, daha sonra kaynak tarama çocuklara öğretilmelidir.

Kütüphane;hangi bilgiyi nerede ve hangi kategoride bulacağı noktasında çocuğa başlıklar açarak yardımcı olmaktadır. Örneğin doğa,sanat, kültür kitapları vb. Çocukların böyle bir sınıflandırmayı öğrenebilmeleri için kütüphaneye gitmeden aşamalı bir şekilde şöyle bir etkinlik yapmasını isteyebiliriz:

Çocuklara çocuk haklarıyla ilgili kartlar yazmalarını söyleyebiliriz. Biz de sınıfta vb yerde kutular hazırlar,onların üzerine başlıklar iliştiririz. (Barınma hakkı, eğitim hakkı, sağlıklı yaşam hakkı gibi)Daha sonra çocuklar ellerindeki kartla hangi kartı eşleştirmeleri gerektiğini bulurlar.

Diğer bir aşama da artık çocuklar kütüphaneye götürülür. Ellerindeki kağıtta araştırmak istedikleri konular olabilir. Böylece bu konunun hangi bölümün alt başlığı olduğunu bulmaya çalışırlar.

Çocuklara bu konuyla ilgili Gülten Dayıoğlu’nun ‘Ölümsüz Ece’ isimli eserini önerebiliriz. Çünkü ruhu üç bin yıl ölümsüz kılınmış olan Hitit Prensesi Ece üç bin yıl boyunca tekrar tekrar dünyaya gelir. İnsanlığın giriştiği uygarlık çabalarına tanık olur. Dünyaca ünlü bilim adamlarıyla, firavun, kral, imparator,hakan,han, padişahlarla çağdaş yaşamlar sürer. Ölümsüz Ece; aslında çocukların ruhuna üç bin yıl ölümsüzlük verilmese bile binlerce yıllık birikimlerle dolu deneyimler kütüphane ve kitap vasıtasıyla ulaşabileceklerinin en güzel göstergesidir.

Dayıoğlu hikayeyi Kral Gudin’den başlatıyor. Ve bu da yine bize bilim ve sanatın çok önemli olduğu kurgusuyla veriliyor kitapta. Çünkü Kral Gudin halkına söz hakkı veren, ülkesinde büyük bir bilimeviyle anatevi kurmuş olan birisi olarak anlatılır. Ülkesine uzak ülkelerden bile hastaların geldiği büyük bir hastane de oluşturur. Kralın çocukları olunca bunları bilicilere gösterdiği ve onları yetenekleri doğrultusunda işlere yönlendirdikleri bölümler vardır. Mesela iyi bir askerbaşı olacakla iyi bir sanatçı olacak belirlenir, bunlar ayrı eğitimlerden geçirilirler.

 Ece’ye doğumunda biliciler tarafından hediye edilen taç üzerinde şu yazar:

‘İnsanlık, insanlar birbirlerini sevdiği sürece var olacaktır.’Kitaplar ve kütüphane sadece bilgiye ulaşma kaynakları değildir. İşte bu verdiğimiz cümlede de karşılaştığımız şekilde bizi insanlığın bilgeliğine de ulaştırır.

Ve kral sonsuzluğu, insanlığın yazgısını merak eder. Kitapta insanlığın ölümsüz kılınmasının sebebi yerinde saymaması olarak verilmiş. Bu yüzden ölümlü olma ve sınırlı zaman içerisinde insanlığa karşı duyduğumuz merak ve coşkuyu karşılayacak, zihnimizdeki sorulara cevap verecek olan yapı kütüphanedir.

Bu eser; biraz masalımsı, biraz tarih ve biraz da biyografi karışımı yapısıyla kütüphane okuryazarlığını, bulunduğumuz yapıda konuyu anlatmamız nedeniyle de önemli. Çünkü nasıl ki Orhan Kemal İl Kütüphanesi’nin yeri Bizans dönemi eserlerine dek uzandırılıyorsa Gülten Dayıoğlu’nun Ölümsüz Ece kitabı da Mısır ve Babil de dahil pek çok uygarlığa kurgunun içerisinde bizi taşıyor.

-Kendi kendine öğrenmek ve kütüphaneyi sistemli bir şekilde kullanmakla ilgili olarak edebiyatta kaynak göstereceğimiz genç ve yetişkinler için bir kurgu da Jean Paul Sartre’ın ‘Bulantı’sıdır. Hatta Sarte kitapta Otodidakt karakteriyle benim açıklamasını yaptığım kavramı verir. Karakterin ‘iyilik ve insan iyidir’ fikrinin ardındaki duruşu izleriz tüm kurgu boyunca. Ancak Sartre bu karakteri çok ilginç bir okuma çabası içinde tasvir eder. Karakter; yani Otodidakt kütüphaneden çıkmaz. Kitapları yazar isimlerinin alfabetik sırasına göre okur. Ancak tüm bu çabası onun yine de kurgunun içinde ‘kötü karakter mi, insan kötü mü’noktasında bizi çelişkiye düşürerek anlatılır. I

-İnsanın okuması, pek çok şeyi öğrenmesi konusunda yetişkinlere tavsiye edeceğim eserlerden biri de Montaigne’in ‘Denemeler’idir.Burada ‘İnsanın Kendisiyle Yetinmesi’ isimli denemesi beni çok küçük yaşlardan itibaren etkilemiştir.

Yazı bir alıntıyla başlar:

‘Benim bütün çabam kimseye muhtaç olmadan yaşamak. Krallar hiçbir şeyimi almazlarsa bana çok şey vermiş olurlar. Hiçbir kötülük etmezlerse yeterince iyilik etmiş sayılırlar. ‘

Sonra şu şekilde devam eder:

‘Hippias her şeyden sevine sevine elini çekip Musa’larla baş başa kalabilmek için kendini bilime vermekle kalmadı. Ruhunun kendiyle yetinmesi, dışarıdan gelecek rahatlıklardan yiğitçe vazgeçebilmesi için filozof olmakla da kalmadı. Büyük bir merakla yemek pişirmesini, traş olmasını, giysilerini, ayakkabısını, öte berisini kendi yapmasını da öğrendi ki kendi yükünü, taşıyabileceği kadar kendisi taşısın. Kimsenin yardımına muhtaç olmasın.’ Bu metin öğrenmenin gücünü, kitabın ve kütüphanenin gerekliliğini bize gösteren metinlerden biridir.

 

-Cemil Meriç ‘Kütüphane bütün çağların, bütün ülkelerin ölümsüzleriyle dolu.’der. Onun okumaya, yazmaya,anlatmaya olan açlığı görme yetisini kaybettikten sonra da yoğun bir şekilde devam eder.

-Yine yetişkinler için kütüphane temalı bir kitap ve bu kitabın dizisi olduğu için onu tavsiye edebiliriz:

11.22.63

Stephen King’in Kenndy suikastini önlemek için geçmişe giden bir karakterin serüveniyle gelişir hikaye. Jake… Orada Sadie ile tanışır. Ve elbette tanışma sahneleri bir kitap vasıtasıyla gözler önüne serilir. Sadie kitaba dalıp farklı yerlerde çantasını unutmaktadır. Ve Jake ile ilk konuştukları konu kitap ve aslında bu dizi film içerisinde yer alan ironi bir diyalogtur: kitap mı yoksa fil mi daha iyidir? Ve elbette tartışmanın cevabı kitap olacaktır. Ve Sadie’nin kütüphane görevlisi olması ve Jake2in de aynı okulda göreviyle devam eder hikaye.

Böylece mizansendeki kütüphane bize bu okuryazarlığı film vasıtasıyla da içselleştirebileceğimiz bir fırsat sunar.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

SİRKECİ GARI

SULTANAHMET CAMİSİ

OKURYAZARLIK NEDİR?