TOPHANE-İ MAHMUT ÇEŞMESİ
TOPHANE-İ MAHMUT
ÇEŞMESİ
Bülten
Çeşme 18. Yüzyılın başında çeşme tipolojisinde
yaşanan değişimlerin habercisi olarak görülmektedir ve anıtsal meydan çeşmeleri
içerisinde yerini alır. Çeşme yapıldığı dönemin zevkine uygun olarak bitki
motifleriyle bezenmiştir. Taş süslemede saksı içindeki meyve ağaçları, vazoda
çiçek görüntüleri yer alır. Motifler birbirinden farklı kompozisyonlarda birer
natürmorttur. Tüm bu dekorasyon maniyerist tutumu ile birlikte barok kurguya
dahil olur. (siteden alıntıdır)
Çocuklarla
ilgili burada iki etkinlik yapabiliriz.Öncelikle bu kabartmalı doğa desenlerini
çocuklar fotoğraflarlar. Daha sonra bu görsellere benzer şekiller çıkarabilmek
için heykel çamuruyla çalışırlar.
İkinci bir
etkinlik olarak da çocukların dil gelişimine katkı sağlayacak bir araştırma
yaptırabiliriz. Çocuklar ‘natürmort,barok’gibi sözcükleri araştırırlar. Böylece
bir çeşme sözlüğü oluşturulabilir. Bunu, ziyaret ettikleri her yer için
yaptırabiliriz. Birer sayfalık bölümler olarak çeşme sözlüğü, müze sözlüğü gibi
sözlüklerle o okuryazarlığı dil ve metin bazındaki ilgiyle anlamlandırmış
olurlar.
Natürmort konusu
cansız varlıklar veya nesneler olan sanat eseridir. Fransızca ‘ölü doğa’
anlamına gelmektedir. Yani resimde natürmort dediğimiz zaman bir vazo, meyve
tabağı, bardak ve sürahi gibi objelerin tablo haline getirilmesini anlıyoruz.
-Yetişkinler ve gençler için eserler vermeye geçersek
ilk olarak Onat Kutlar’ın ‘Kül Kuşları’öyküsünü
verebiliriz. Bu öykü sanki bir natürmort örneğidir. Belli bir yerinde ölü
doğayı, resim formunda değil sözcük formunda anlattığını hissettirir.
Bir hikayenin içinde; daha doğrusu canlılığı solmuş
olan iki kişinin hala-yeğen ilişkisinin içinde yazarın ‘anısız’olarak
nitelendirdiği hayat ölü doğa gibidir. Hikayenin bir kısmında şu geçer:
‘…bütün ölü, kayıp şeyler için yaşanmış ağır bir
ezgiydi bu. Sık ağaçlıklara, karınca yuvalarına, kalabalık yollara, yani
azgınlığın ve yaşamanın o sonsuz kalabalığına uzak bir yaşın, küçük bir pencere
önüne oturarak bütün soruları karşılıksız, hatta anısız bırakan uçsuz bozkıra,
kemirilmiş kuru dikenlere, sivrisineklerle dolu sazlı bataklıklardan gelen
kurbağa seslerine karşı gıcırtıyla boşalmak zorunluluğunu duyduğu sessiz bir
yakınma daha doğrusu hınçtı.’ der.
-L’Eclisse
Michelangelo Antonioni’nin önemli filmlerinden biridir. Peki L’Eclisse
yani ‘batan güneş’in ölü doğayla bizim ilgi kurmamızı sağlayan özelliği nedir?
Bu üçleme(dört filmdir ancak üç film olarak
bilinir)Antonioni’nin belgeselcilik gemişi olduğunu ve görüntü yönetmeni ile
birlikte müthiş bir yapıt ortaya çıkardığını gösterir. Filmde biz boşlukları
okuruz. Boş sokaklar ve daima yürüyen bir kadından bireysel yalnızlık temasının
ölü doğayla sarmalandığını görürüz. Zaten filmin başlangıç sahnesi bir
natürmort tablo gibidir. Odanın içindeki sessizlikte, durağan olarak eşyalara
bakan bir kamera, sonra da bu kameranın pencereden boş sokaklara doğru
çevrilişini izleriz. Bundan sonra hikaye o doğa unsurlarını bize verir.
-Tabiatın tüm unsurlarının sözcüklerle bir tablo
çizerek bize verildiği diğer bir eser de Sezai
Karakoç’un ‘Mona Rosa’sıdır.
‘Mona Rosa , siyah güller ak güller
Gülce’nin gülleri ve beyaz yatak
Kanadı kırık kuş merhamet ister
Ah, senin yüzünden kana batacak
Mona Rosa siyah güller, ak güller, şeklinde başlar
şiir.
Ve daha sonra:
Yağmurlardan sonra büyürmüş başak
Meyveler sabırla olgunlaşırmış
Bir gün gözlerimin ta içine bak
Anlarsın ölüler niçin yaşarmış
Yağmurlardan sonra büyürmüş başak
Şiiri okurken
sanki bir resim sergisinde doğanın ve anlamın buluştuğu noktada tabloları
inceliyor gibi hissedersiniz kendinizi. Şair İkinci Yeni hareketinin o üstükapalı anlam
vurgusuyla aynı zamanda görsel güçlü tasvirler yapabilmeyi bu şiirinde
göstermiştir. Açık ve yalın bir dil; anlamsal yoğunluk, tasvirler,doğa ve
özgünlük. Bu şiir hepsini barındırır.
Yorumlar
Yorum Gönder