BASIN MÜZESİ

 

BASIN MÜZESİ

Bülten

Ahmet Mithat Efendi’nin masasının sergilendiği bir bölüm var müzenin içinde. Ahmet Mithat Efendi; bir gazeteci, aynı zamanda edebiyata birçok romanıyla hayat veren bir sanatçı. Kendisi romanlarının çokluğundan dolayı ‘yazı makinesi’ olarak anılmaktadır.

Bu masadan hareketle çocuklar için şöyle bir etkinlik yapabiliriz:

Masalar etkinliği… Birçok müzede masalar var. Mesela Atlas Sinema Müzesinde montaj masası, Kazım Karabekir Müzesi’nde onun çalışma masası gibi. Gezilen tüm müzelerden masa fotoğrafları toplayarak bunlarla bir katalog hazırlayabiliriz.

Masa teması üzerinde şekillendirecek olursak eğer bu metnimizi ilk olarak genç ve yetişkinler için Edip Cansever’in şiiriyle başlayabiliriz:

‘Adam yaşama sevinci içinde

Masaya anahtarlarını koydu

Bakır kaseye çiçekleri koydu

Sütünü,yumurtasını koydu

Pencereden gelen ışığı koydu

Bisiklet sesini, çıkrık sesini

Ekmeğin, havanın yumuşaklığını koydu

Adam masaya

Aklında olup bitenleri koydu

Ne yapmak istiyordu hayatta

İşte onu koydu

Kimi seviyordu, kimi sevmiyordu

Adam masaya onları da koydu

Üç kere üç dokuz ederdi

Adam koydu masaya dokuzu

Pencere yanındaydı, gökyüzü yanında

Uzandı masaya sonsuzu koydu.’

Ve masa dediğimiz zaman çok önemli kitaplardan, çok önemli filmlerden biri olan ‘Ölü Ozanlar Derneği’(N.H.Kleınbeum) o efsanevi sahnesi gelir aklımıza.

Kaptan yani edebiyat öğretmeni Bay Keating ‘Kendi doğamızın konuşmasına nasıl izin veririz, kendimizi önyargılardan, alışkanlıklardan ve baskılardan nasıl soyutlarız, diye sorar. Sonra da kitap şöyle devam eder:

‘Cevap, sevgili çocuklar sürekli yeni bir bakış açısı kazanmaya çalışmaktır. Çocuklar dikkatle dinliyordu.

Derken Keating birden zıplayıp masanın üzerine çıktı. Neden burada duruyorum, diye sordu. Kendinizi daha uzun hissetmek için mi, dedi Charlie.

Kendimizi her şeye sürekli farklı şekillerde bakmaya zorlamamız gerektiğini kendime hatırlatmak için masamın üzerinde duruyorum. Dünya buradan çok farklı görünüyor. İnanmıyorsanız gelin de bakın hepiniz, sırayla, der.(…)

Çocuklar yavaş yavaş yerlerine dönerken :’Eğer bir şeyden eminseniz başka bir şekilde düşünmeye zorlayın kendinizi. Yanlış ya da aptalca olduğunu bilseniz bile. Bir şey okurken yalnızca yazarın ne düşündüğüne kafa yormayın. Siz ne düşünüyorsunuz, ona da kafa yorun. Kendi sesinizi bulmaya uğraşmalısınız çocuklar. Harekete geçmek için ne kadar beklerseniz onu bulma şansınız o kadar azalır. Thoreau der ki ‘Çoğu insan hayatını sessiz bir çaresizlik içinde yaşar. Bunu kabullenmek niye? Risk alıp yeni yerlerde gezinin. Şimdi.’ der.

Burada masa edebiyatın ve sanatın elinde farklı bir bakış açısı geliştirmenin nesnesi olarak verilmiştir.

Yani nesneler, olgular, kavramlar, anlar, olaylar sanatçının elinde yeniden anlam kazanırlar. Ölü Ozanalar Derneği’nde de verildiği gibi okumanın ve yazmanın bu anlamda bu değişimin büyülü bir süreci olduğunu da söyleyebiliriz. Bir dönem internette sıkça dolaşan iki yazıdan bahsetmek istiyorum:

Okuyan Bir Kızla Çık ve Yazan Birini Bul

OKUYAN BİR KIZLA ÇIK

Okuyan bir kızla çık. Parasını kıyafet yerine kitaplara yatıran bir kızla çık. Kitapları yüzünden dolabına sığamaz o. Okuyacağı kitapların listesini yapan, on iki yaşından beri kütüphane kartı olan bir kızla çık.

Okuyan bir kız bul. Okuyan bir kız olduğunu çantasında her zaman kitap taşımasından anlayabilirsin. Kitapçıda, sevgiyle raflara bakan ve aradığı kitabı bulduğunda sessizce çığlık atandır o. Sahafta, eski bir kitabın sayfalarını koklayan fıstığı gördün mü? İşte o, okurdur. Hele sayfalar sararmışsa kesinlikle dayanamazlar.

Kahvecide beklerken okuyan kızdır o. Fincanını dikizlersen, sütsüz kremasının yüzdüğünü görürsün çünkü o çoktan dalmıştır kitaba. Yazarın yarattığı dünyada kaybolmuştur. Sen de bir sandalye çek yanına. Sana ters ters bakabilir çünkü okuyan kızların çoğu rahatsız edilmek istemezler. Ona kitabı sevip sevmediğini sor.

Ona yeni bir kahve ısmarla. Murakami hakkında ne düşündüğünü söyle ona. Yüzük Kardeşliği’nin ilk bölümünü bitirip bitiremediğini öğren. Joyce’un Ulysses’ini anladığını söylüyorsa entelektüel görünmeye çalışıyor demektir. Alice’i seviyor mu yoksa Alice mi olmak istiyor, ona bunu sor.

Okuyan bir kızla çıkmak kolaydır. Doğum gününde, yılbaşında ve yıldönümlerinde ona kitap alabilirsin. Ona sözcükler hediye et, şiirlerden şarkılardan hediye sözcükler. Ona Neruda, Pound, Sexton, Cummings hediye et. Kelimelerin aşk olduğuna inandığını bilsin. Gerçekle kitaplardaki gerçeği ayırt edebilir ama yine de yaşamını biraz da olsa, en sevdiği kitaptakine benzetmeye çalışacaktır. Bunda senin suçun yok. Bunu bir biçimde deneyecektir.

Ona yalan söyle. Sözdiziminden anlıyorsa, yalan söyleme ihtiyacını anlayacaktır. Sözcüklerin ardında başka şeyler var: niyet, değer, ayrıntılar, diyalog. Dünyanın sonu olmayacaktır.

Onu bırak. Çünkü okuyan bir kız çöküşlerin her zaman zirveyle sonlanacağını bilir. Çünkü her şeyin bir sonu olduğunu bilir. Hikayenin devamını her zaman yazabilirsin. Tekrar tekrar başlayabilir ve hala kahraman olarak kalabilirsin. Bu hayatta bir iki kötü adama yer vardır.

Beceremediğin şeylerden neden korkasın? Okuyan kızlar bilirler ki tıpkı karakterler gibi insanlar da gelişebilirler. Twilight serisi istisnadır.

Eğer okuyan bir kız bulursan, yanından ayrılma. Gecenin bir yarısında, kitabı göğsüne yaslamış ağlarken bulabilirsin onu, bu durumda ona çay yap ve sarıl. Onu birkaç saatliğine kaybedebilirsin ancak her zaman sana dönecektir. Kitaptaki karakterler gerçekmiş gibi konuşacaktır, çünkü bir anlık da olsa, gerçektirler.

Ona bir sıcak hava balonunda ya da bir rock konserinde evlenme teklif et. Ya da bir daha hasta olduğunda, gelişigüzel bir şekilde. Skype üzerinden teklif et.

O kadar sıkı gülümseyeceksin ki neden hala kalbinin infilak etmemiş ve göğsünün kan içinde kalmamış olduğunu merak edeceksin. Yaşam öykünüzü yazacaksınız, garip isimli ve garip beğenileri olan çocuklarınız olacak. Çocuklarınıza Şapkadaki Kedi‘yi ve Aslan’ı aynı gün okutacak. Yaşlılığınızın kışında birlikte yürüyeceksiniz ve sen botlarındaki karı temizlerken, o mırıldanarak Keats okuyacak ezberden.

Okuyan bir kızla çık çünkü bunu hak ediyorsun. Hayal edilebilen en renkli hayatı sana verebilecek bir kıza layıksın. Eğer ona sadece monotonluk, kayıp saatler ve yarım yamalak öneriler verebileceksen, yalnız kalman daha hayırlı. Eğer dünyayı ve onun ardındaki dünyaları istiyorsan, okuyan bir kızla çık.

Ya da iyisi mi, yazan bir kızla çık sen.

Rosemarie Urquico

Türkçeleştiren: Onur Çalı

YAZAN BİRİNİ BUL

Burada da yazının bir bölümünde şu geçer:

Onu geleneksel bir partner gibi düşünme. Her an bale okumaya, dijital fotoğrafçılık öğrenmeye ya da barış kuvvetlerine katılmaya karar verebilir. Gök gürültülü bir fırtınada herkes bir yerlere sığınırken onu, yıldırımın gökyüzüne doğru yayılan renk ve gök gürültüsünün sesine hayranlıkla bakarken bulacaksın. Çünkü yeni hikayesi için bu sahneye ihtiyacı vardır. Görünüşteki karmaşası seni korkutmasın. Gece ikide ondan telefon alabilirsin. Sana aklına gelmeyen bir sözcüğü soracaktır. Ona  uyumasını söyleme. Sesinin uyanık kalmak için bir fincan kahveden daha etkili olduğunu söyle. Belki de kısa hikayesinde seni bir kahraman olarak kullanıyordur. Ya da hayatınızın farklı bir versiyonunu yazıyordur. Tıpkı Kürk Mantolu Madonna’nın Raif Efendisi’nin masadaki çekmecede hayatının farklı versiyonu yazıp saklaması gibi.Yani her anlamda hayatın farklı versiyonunun gösterildiği yer sanattır. Ve masa Sinema Müzesi’nde montajın, Basın Müzesi’nde iletişimin, Adnan Menderes Müzesi’nde düşünce ve alanın temsilcisi olabilir.

Leonardo Da Vinci’nin Son Akşam Yemeği ile Picasso’nun Masadaki Ekmek ve Meyve Tabağı tablolarıyla da masayı sanatın görsel bazda bir formla işlediğini görürüz.

Böylece masa teması üzerinden müze ve sanat okuryazarlığı çalışmış oluruz.

 

 

 

 

 

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

SİRKECİ GARI

SULTANAHMET CAMİSİ

OKURYAZARLIK NEDİR?