FENER RUM LİSESİ
FENER
RUM LİSESİ
Bülten
Burayla ilgili olarak 16.-17. Yüzyılda yani okul 1861
yılından önce klasik eğitim veren bir liseye dönüşmeden önce okutulan dersleri
tema alarak bir içerik hazırlamak istedim. Okutulan dersler teolojik ağırlıklı,
antik ve çağdaş felsefe, klasik filoloji ve edebiyattı.
Burada özellikle teoloji yanında filoloji ve
edebiyatın verilmesi ço önemlidir.
Dilin çok önemli olduğunu farklı disiplin, sanat,
eğitim yöntemleriyle anlatmak istiyorum.
Orta Çağ Latin dünyasına özgü olan Yedi Özgür Sanat
yani Artes Liberales Septem dilin önemini disiplinleri üzerinden görüyoruz.
Bu yedi sanat; dil ve konuşmaya yönelik sanatlar ve
doğaya ilişkin sanatlar olmak üzere ikiye ayrılıyordu.
Trivium:Gramer, Retorik(hitabet)Mantık(Diyalektik)
Quadrivium:Aritmetik,Geometri,Astronomi,Müzik
Gramer, dilin çözümlenmesi, mantık ise düşüncenin
çözümlenmesi mekaniğidir. Retorik ise konuşma ve tartışma alanında yetkinlik
kazandırma işinden sorumludur.
Aritmetik sayı bilgisi
Geometri boyut bilgisi
Müzik oran bilgisi
Astronomi ise hareket bilgisi biçimindedir.
-Trivium, izleyicileri argümanlarıyla eyleme
yönlendirmek için konuşmacıları ve yazarları eğitmek için kullanılan temel bir
eğitim yoluydu. Sonucunda filozoflar, hukukçular, kamu görevlileri, liderler,
subaylar ve öğretmenler görevlerini yerine getirmek ve insanları etkilemek için
Trivium ustalığına, Aristotales, Platon ve Sokrates okullarından gelen söylem
ve ikna bilgisine güvendiler.
Trivium belirli bir konuyu ele almaz konular hakkında
okuma, yazmayı, tartışmayı karşılaştırmayı, analiz etmeyi ve sonuçlar çıkarmayı
öğretirdi.
Quadrium öğretimi için konuşma sanatlarında öğrencinin
ustalaşması gerekirdi.
Neden Yedi liberal sanat?
Bunu günümüz güzel sanatları gibi düşünmemek gerekir.
Beceri anamında kullanılmaktadır.
-Taisia Kıtaıskala ‘Edebiyatın Cadıları’ kitabının ön
sözü:
‘Çünkü tüm sanatçılar büyücüdür.’ cümlesiyle başlar.
Cadı sözcüğü, hakaret, sıfat ya da onur nişanesi
olarak kullanıldığını söyler kitap bize.
Kelimenin kökeni belirsiz. Biraz araştırınca ‘bilge,eğilme
ya da söğüt’ anlamlarına gelen eski Germenik sözcüklerden türediğini
gösterecektir. Edebiyatın Cadıları, sözcüklerle büyü yapan kadın yazarlara bu
ismi yakıştırmıştır. Kitap büyüye ilgili sözcüklerin dil le bağlantısını
göstermektedir:
Spelling-heceleme
Spells-büyüler
Grammer-dilbilgisi
Grimoire-büyü kitabı anlamlarına gelmektedir.
Abrakadabra’nın da bir Aramice deyişten türediği ve ‘söylediğim
gibi yaratacağım’ anlamına geldiği söylenmektedir. O halde yazmak büyü
yapmaktır. Kadın yazar da aslında bir tür cadıdır.
-Tüm insanlığın ortak noktasının ‘bu kapta ben bu
ruhla ne yapacağım’ sorusu olduğunu düşünüyorum. Bu kapla ruhun; bu ruhla
hayatın arasında görünmez bir ip gibi bağ kuran unsurun dil olduğunu düşünüyorum.
O yüzden de bu kitaptan hareketle dil ve doğa
bağlantısını cesurca kuran yazarlardan birinden bahsetmek istiyorum:
Krek olan müzisyen yazar Joy Harjo. İsminin de yani
Harjo’nun da anlamı olan ‘o kadar cesur ki deli olmalı’ noktasından hareketle
eserler oluşturuyor. Sosyal aktivizmin ruhani anşamda heyecan yaratan şairi
sözcükleriyle dünyayı yaplandırma telaşına giriyor.
‘Çılgın Cesur’ eserinde
‘Bir hikaye matrisi hepimizi birbirimize bağlar. Bu
dünyada kurallar, süreç, sorumluluk çemberleri vardır. Ve hikaye tam da
başlaması gereken yerde başlıyor. Herhangi bir bölümü atlayamayız.’ Diyor.
-Didem Madak da anlatmanın önemini şu dizeyle dile
getirir:
‘Yeniden doğmuş olurdum oysa
Öldüklerimi sandıklarında
Yalnızca kağıtlarda iyi koşan bir at olarak’
-‘Ölü Ozanlar Derneği’nde
‘Kim ne derse desin sözcükler ve fikirler dünyayı
değiştirebilir.’ Der.
-‘Her’ filmi ses ve sözcük bazında tavsiye
edebileceğimiz çok güzel bir filmdir.
Sanal bir varlık olan, bir işletim sisteminin sunduğu,
sadece sesten ibaret olan Samantha ile karakterimizin ilişkisi anlatılır. Bu
ilişki sadece konuşma yani sözcükler üzerinden insanlığın yalnızlığı ve
anlaşılma ihtiyacı noktasında bizi harekete
geçirir. Sonunda Samantha elbette gidecektir.
‘-Samantha neden gidiyorsun?
-Bir kitap okuyormuşum gibi düşün. Delicesine sevdiğim
bir kitap. Ama artık onu çok yavaş okuyabiliyorum. Bu yüzden sözcükler
arasındaki boşluk o kadar büyüyor ki artık sonunu getiremiyorum. Seni hala
hissedebiliyorum. Ve hikayemizdeki sözcükleri… Ama artık bunu sadece
kelimelerin arasında mesafelerin olmadığı bir yerde yapabiliyorum. Maddesel
dünyaya benzemeyen bir yerde. Başka bir şeyin var olup olmadığını bilmediğim
bir yerde… Seni çok seviyorum. Olduğum yer artık burası. Olduğum kişi artık bu.
Gitmeme izin ver.’
Onun gidişinden sonra bir insan olmasa da ses ve
sözcükleri kaybetmemiz bizi üzer. Tüm sanat tarihi bu yüzden sözcüklerin önemi
üzerine şekillenmektedir.
Yorumlar
Yorum Gönder