HAMAM KÜLTÜRÜ

 

HAMAM KÜLTÜRÜ

                                                                Süleymaniye Hamamı

                                                                          BÜLTEN

Hamam TDK’ye göre:’Yıkanılacak yer, yunak’ olarak adlandırılmaktadır. Bu gerçek anlam dışında öbekleşerek deyim veya atasözleri içerisinde de kullanımıştır. Bunlara bir örnek vererek çocukların da bu konuda dil ve bir yapıyla ilgili olarak ve kültür, tarihi de baz alarak bir etkinlik içinde bulunmalarını sağlamış oluruz.

Örn:Hamama giren terler. Bu hem bir sorumluluk alma hem de bunun gerek ve sorumluluklarını yerine getirmesi konusunda çocuklara ders niteliğinde olan bir sözdür. Çocuklarla bu mecaz anlam üzerinden hareket ettikten sonra yapı olarak hamamla ilgili bir tema belirlemek ve anlam okumalarını da tüm içeriklerimde olduğu gibi o  noktadan devam ettirmek istiyorum:

-İlk olarak vereceğim makale Özlen Özden’in ‘Kültürel Miras Kapsamında Türk Hamamı Üzerine Bir İnceleme’ metnidir.

Makalede şu bölümler yer alamaktadır:

Eski çağlardan bu yana insanlar temzlenmek, arınmak ve iyileşmek, güzelleşmek için çeşitli çözümler üretmişlerdir. Eski kültürlerde ve Antik Çağ’da tapınaklarını Tanrılar ve Tanrıçalarla donatan, denizlerin, göllerin ve akarsuların su perileriyle dolu olduğuna inanan insanlar farklı coğrafyalarda birbirlerinden farklı arınma kültürleri oluşturmuşlardır.

Hintliler Ganj, Mısırlılar Nil, Asurlular Fırat Nehrini temizlenmek, arınmak için kullanıp sulara Tanrısal nitelikler yüklemişlerdir. İnsanla suyun buluştuğu temizlenmek, yıkanmak ve ruhun arınması amacıyla kullanılan kapalı odalar Antik Çağ Yunan dünyasında deniz ve nehir kıyılarında bulunan özel mekanlar haline gelmiş bu mekanlar zaman içinde mimari özellikler kazanarak hamamların temelini oluşturmuşlardır.

Sosyolojiden mimariye, felsefeden sinemaya kadar çeşitli akademik disiplinlerde mekan kendi kavramsal çerçevesi bağlamında farklı açılardan ve farklı biçimlerde tartışılmıştır.

Massey’in ekanı açıklarken özne-mekan; toplum mekan bağlamında inceleme yapılmasını öne sürmüştür. Mekanları algı ağlarında ifadelendirilmiş anlar olarak düşündürmüştür.

Ben bu makaleden de hareketler hamam ve arıbnma; su ve arınma teması üzerinde durmak istiyorum:

İlk olarak su ile ilgili önemli film sahnelerini hatırlamak istedim. Çingeneler Zamanı filmi bu anlamda benim ilk vermek istediğim şeydir. Film ilginç bir monologla başlar. Özgür olamk. Monoloğun teması budur. O sırada biz aslında  u bataklıkta bu viran görüntüler arasında bir deli gördüğümüzü sanırız. Bununla büyülü gerçeklik filmi izleyeceğimizi anlamayız. Ama bunu izleriz. Hayatın keskin gerçeklerinin nesnel cümlelerle ifadesi elbette mümkündür. Ama bu film tersköşe yapar bizi. Öncelikle masalsı bir atmosfere bizi çeker. Ama o keskin gerçekliği bu mizansenle verir. Masalın özelliği mutlu sonla bitmesi ve iyilerin kazanması, kötülerin kaybetmesi üzerine kuruluyken Bu film başkarakter Perhan’ın hem filmde hem de gerçek hayatta bu filmin etkisinden çıkamayıp intiharına sürüklenen yolculuğunu gösteriri bize.

Filmde ateş ve su; Ederlezi ezgilerinin olduğu sahne bizi derinden etkiler. O sahne bana her zaman büyük bir kayıptan ve yıkımdan daha ilerisinin olabileceği o sonsuz acı ruhunu gösterir. Su, dans, acı, ateş ve özgürlük filmin içerisinde yer değiştirir.

Bu ben bir anlamda yazdığım romanlardan birindeki şu bölüme götürür:

‘önceleri bunun kendini eksiltme ve başa dönerek ilk heyecanı yakalama çabası olduğunu zannetmiştim. Fakat bu, her kçşesini bildiğim toyluğuma dönme arzusu falan değildi. Bu açık seçik ‘dönüşme’idi. Kollarımın yerine buz saçakları koyma ve sözcüklerin yerini pamukla doldurmaktı. Bende olanları büyük bir kapta kurşun eritir gibi eritip sonra da ondan ne bileyim kedinin kulağı gibi kıkırdak ve tüy karışımı bir cisim elde etmekti.’

 

Filmde su arınmanın sembolü bence. Yine de ne olursa olsun ‘su ve dans’ insan eşitlik ve özgürlüğünün kesişim noktası gibi kullanılmış.

-İkinci olarak da suyun verilmesini Cirque du Celoil ile göstermek istedim. Grubun pek çok teatral gösterisi su üzerinde kurulu. Kocaman sahnede dünya niceliklerinin yıkıldığını görüyoruz. Yükseklik, acı, fırtına yine dans ve yüzmeyle, akrobasiyle gösteriliyor. Sahne su dansçılarının ruhunuzdan kopup suya daldığı bir forma dönüşüveriyor.

-Su ve arınma motifi bence en güzel Elena Ferrante ‘Belalı Aşk’ romanında verilir:

Delia’nın annesi denize girer ve kaybolur. Daha doğrusu intihar eder. Bu olay romanın çatışmasıdır. Biz bu kaybolan bedenle birlikte kadın vücudunun ikonografisini incelemeye koyuluruz. Sokak, şehir, Napoli ve kadın… Elbise, kırmızı, beden ve kadın… Anne ve kadın… Varolma… Kız çocukla devam eden yaşam döngüsü veriliyor. Biz sanki romanda suda boğularak ölen karakteri suya girip çıkmış Amalie ve onun uzantısı olan Delia yaşantısına çeviriyoruz. Eserin filminde de son cümle:

‘Amalie var olmuştu. Ben Amalie’ydim’ der.

Tüm bunları suyun arındırma ve şifa noktası olmasını Entes’in Kurtlarla Koşan Kadınlar’ı çok iyi anlatır.

‘Benliğin dünyasına açılan kapılar az ama değerlidir. Derin bir yara iziniz varsa bu bir kapıdır. Eski, çok eski bir öykünüz varsa o da bir kapıdır. Gökyüzünü ve suyu tahammül edemeyecek kadar çok seviyorsanız o da bir kapıdır.’ Der . Böylece suyun benliğin arınması için kapılardan biri olduğunu psikanaliz alanındaki en yetkin kitaplardan birinde görmüş oluruz.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

SİRKECİ GARI

SULTANAHMET CAMİSİ

OKURYAZARLIK NEDİR?