AYASOFYA
AYASOFYA
Bülten
Ayasofya aynı yerde üç
kez inşa edilmiştir. 5. Yüzyıldan itibaren Büyük Kilse yerine ‘Hagia Sofia’
olarak anılmaya başlamıştır. 1453 İstanbul’un fethinden sonra Ayasofya’ya
çevrilmiştir.
Bu konuda pek çok düşünce vardır:Kilisenin
adıylailgili olarak. Sözcük Eski Yunancadaki ‘sophos’ sözcüğüne dayandırılır. Yani
‘bilgelik2 anlamındadır. ‘Aya’ ise kutsal anlamında kullanılmaktadır.
Kutsal ve bilgelik sözcükleri üzerinden hareket edecek
olursak:
Kutsal:
1-Güçlü bir dinsel saygı uyandıran ya da uyandırması
gereken-sıfat
2-Tapınılacak ya da yolunda can verilecek derecede
sevilen –sıfat
3-Bozulmaması, dokunulmaması, karşı çıkılmaması
gereken, üstüne titrenen
4-Tanrıya adanmış olan
Lahut,mukaddes; Lahut Arapça Tanrı alemi olarak
bilinmektedir.
Bilgelik:
1-Bilge olma durumu ve niteliği
2-Bilgi, hikmet
3-İlk Çağ felsefesinde kendinitanımanın bilgisi vukuf
Hikmet:Tanrıların insanlar tarafından anlaşılmayan
amacı, gizli sebep
Vukuf:Ruhbilimde biliş. Arapça vukuf, bir konu
üzerinde durma, bir konuyu derinlemesine inceleme
-Çocuklar için şöyle bir etkinlik yapabiliriz:
Çocuklar Ayasofya’nın anlamı ve ismi üzerine bir
sözlük hazırlalrlar. Kutsal, kudsi, mukaddes, vukuf, bilge, bilgelik, hikmet,
gibi sözcükleri araştırırlar.
-Tüm bu anlam yolculuğu, bize bu iki sözcükle bir
yapının çok geniş anlam ve mesaj verdiğini gösteriyor.
Kişinin kendini bilme ve anlamasından Tanrı’nın
insanlar tarafından anlaşılmayan amacına dek geniş yelpazede bizim düşünmemizi
sağlıyor.
-Buradan hareketler ‘anlamak ‘ sözcüğüne gidip
detaylandırmak istersek konuyu ; burada, k’kavramak, bilgi edinmek, sorup
öğrenmek, doğru ve yerinde bulmak yani bunu da değerlendirme olarak kabul
edersek bu sözcük Bloom’un bilişsel gelişim basamaklarının hepsini kapsıyor.
Hatta anlamak sözcüğü ‘sezmek’ olarak da karşılık buluyor. Bu da bir felsefe
terimi olarak deneye ve akla dayanmadan içgüdüsel kavrama olarak
adlandırılıyor.
Yani sonuç olarak bireyin kendini, hayatı, Tanrı’yı,
anlaması tüm bilincin aktif ve aynı zamanda ruh ve içgüdünün de yönelişlerinin
sesinin bastırılmadan olaya dahil edilmesiyle oluyor. Anlama sürecinin ne kadar
derin ve büyük olduğunu görüyoruz. Zaten bazen bu büyük ve derin alanda ‘anlamanın’
da bir sonuç olmadığını, değişkenlik ve yaşam süreci içerisinde bağlar kurmak
olduğunu varsayarsak felsefe bizi Ulus Baker’in söylediği noktaya getirir:
‘Her şeyi anlamak zorunda değilsiniz. Anlamak sadece
dünyayla ilişkimizin bir düzeyinden ibaret, der.
Dinde de elbette özünde dinin değişmezliği noktasına
rağmen sosyal hayatın devingenliğiyle insan yine de bir anlamlandırma çabasına
dahil olur. Onu da anlamadığı noktada güvende hissettiren ‘bağ’ inançtır.
Peki neredeyse tüm zamanlara tanıklık eden v 5. Yüzyıldan
itibaren ismiyle ‘kutsal bilgelik2 mesajını veren bir yapı bizi; insanın,
kendini, hayatı ve Tanrı’yı anlamasıyla ilgili hangi sanat eserlerine
yönlendirir:
-Orhan Veli’nin ‘Anlatamıyorum’ şiiri bunlardan
biridir.
Ağlasam sesimi duyar mısınız
Mısaralarımda
Dokunabilir misiniz
Gözyaşlarıma ellerinizle
Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel
Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu
Bu derde düşmeden önce
Bir yer var, biliyorum
Her şeyi söylemek mümkün
Epeyce yaklaşmışım duyuyorum
Anlatamıyorum
-Faruk Nafiz’in ‘Han Duvarları’ şiirinin belli
bölümlerinde kendini han duvarlarına bıraktığı yazı ve dörtlüklerle anlatmaya
çalışan birinin hikayesini anlamaya çalışırız:
‘Garibim namıma Kerem, diyorlar
Aslı’mı el almış haram diyorlar
Hastayım, derdime ‘verem’ diyorlar
Maraşlı Şeyhoğlu Satılmış’ım ben
Bu dörtlükten sonra Maraşlı’nın öldüğünü duyarız.
Sanat bizim hayatı ve bizim dışımızdakileri anlamamız için bize bir fırsat
sunar.
-Mesela Knut Hamsen’in ‘Açlık’ ı da aynı şeyi yapar
bize.
Ahlaki olarak hırsızlığın yanlış olduğunu kavradığınız
anda sizi açlıktan parmağını ısırıp onunla karnını doyurmaya çalışan birinin
hırsızlık yapıp yapmayacağıyla ilgili bir noktaya getirir.
-Genel itibariyle anlamaya çalışmanın iyi yönü
üzerinde konuştuk. Ama burada özellikle Koreli yazar Buyung Chul Han’ın ‘Şeffaflık
Toplumu’ eserine değinmek istiyorum. Anlamaya çalışmayı; şeffaflık,
yüzeysellik, geçirgenlik, düzleştirme ‘olarak algılamamak ve bu noktaya da
indirgememek gerekir. Çünkü kitapta şeffaflığın şiddetinin anlatıldığı noktalar
vardır. ‘İnsan ruhunun bütünüyle ışıklandırılması yanmasına bir tür ruhsal
tükenişe yol açacaktır. Sadece makineler şeffaftır Hayatı hayat yapan
kendiliğindenlik, olay doluluk ve özgürlüktür. Şeffaflık adına tüm kişisel
alanın tümüyle elden çıkarılmasının mümkün olmaması gerektiğinden bahseder.
Zaten insanın anlaşılmayan noktalarının varlığını
Mevlana:
‘Farz et ki
yazdıklarımı anlayabildin ya anlayamadıkların? Ya yazıp da sildiklerim ya
yazamadıklarım?şeklinde açıklar.
Yorumlar
Yorum Gönder