GALATA KÖPRÜSÜ

 

                                                                           GALATA KÖPRÜSÜ

                                                                        Bülten

 Tarih boyunca Haliç’in iki yakasını birleştiren birçok köprü yapılmıştır.

6.yüzyılda 1.Justinianus tarafından yapıldığı söyleniyor.

Adının da Aghios Khalinikos Köprüsü olduğu söyleniyor.

İstanbul’un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmet’in de bir köprü yaptırdığı biliniyor. Daha sonra burada ikinci kalıcı köprüyü yaptırma çalışmaları başlamıştır.

2. Beyazıd döneminde Leonardo da Vinci’den bir tasarım alındığı ancak yapılmadığı bilinir.

19. yüzyılda  Sultan 2.Mahmut tarafından Azapkapı ve Unkapanı arasına yapılmış ve 1912 yılında yıkılmıştır.

Sultan Abdülmecid zamanında Cür-i Cedid, Valide Köprüsü, Yeni Köprü, Büyük Köprü, Yeni Cami Köprüsü ve Güvercinli Köprü adlarını almıştır. Bu iki köprüden sonra Abdülaziz döneminde üçüncü köprü yapılmıştır.

Dördüncü köprü bizim Eski Galata Köprüsü olarak adlandırdığımız 1992’de yanan köprüdür.

En son olarak 1994 yılında Eminönü ve Karaköy2ü birbirine bağlayan köprü inşa edilmiştir. (Turan Akıncı Beyoğlunda 100 Yapı)

Köprü TDK’ye göre ilk anlamı ‘Herhangi bir engelle ayrılmış iki yakayı birbirine bağğlayan veya trafik akımının başka bir trafik akımını kesmeden üstten akmasını sağlayan ahşap, kagir, beton veya demir.’

İkinci anlam mecaz anlam olarak da ‘ İki şeyin arasında bağ veya ilişkiyi sağlayan şey’ olarak açıklanabilir.

Bunu yani mecaz anlamı biz çok kullanırız. Köprüleri atmak, söz öbeğinde olduğu gibi . Bugün özellikle köprü ve bağ kurmak temaları üzerinde durursak Ziya Osman Saba’nın Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi hikayesiyle başlamak isterim. Hikaye şöyle başlar:

‘O gün işimden erken çıkabilmiştim. Beyoğlu’na kadar bir uzanayım, dedim. Köprüden saatlerdir pis hava ile dolmuş ciğerlerimin teneffüs hakkını vererek , Haliç’i ve Boğaziçi’ni selamlayarak geçtim.’

Bu bağ, pis ciğerlerine teneffüs hakkı vermek; iş ve boşluk bağını anlatıyor bize. Daha sonra da mesut insanlar ve fotoğraflarda mesut olan insanlar hakkında bizi düşündürecek bir hikaye yazar. Köprü bir imge olarak çok iyi ve çok güçlü verilmiştir. Bu başlangıç bizim karakter üzerinden bağlar kurmamızı sağlıyor.

‘Ben de pekala şu mesut insanların fotoğraflarını çıkarttıkları fotoğrafhanelerden birine girebilir, ben de mesudum; benim de resmimi çekebilirsiniz, diyebilirim.’der.Burası bana bir anlamda Şeffalık Toplum’undaki Walter Benjamin’e göre ‘görülme ve mevcudiyet’ kavramları verilir. Bu bölüm görülmeme aslında derinleşme noktasında bize salık verir. Ancak ben burada şöyle düşündüğümü belirtmek istiyorum:

Görülme neredeyse bizim tasarrufumuz olmayan, hatta gerekli bir noktaya gelmiştir. Bakınız Chomsky’Entellektüellerin Sorumluluğu’ eserinde buna değinir. Biz ne yapacağız peki? Bence kişinin kendi bile kendisi için fantazidir.  O yüzden mevcudiyeti güçlendirici hamlelerle yani mevcudiyeti merkeze alarak o derinliklerle uğraşarak onu oluşturacak noktaya taşıyabiliriz kendimizi.

Aslında hayatla görünür olma konusunda bir köprü kurmaktansa hayatla mevcudiyetin bağını güçlendirmek lazım.

Dede Korkut Hikayelerinde Duha Koca Oğlu Deli Dumrul hikayesinde köprü geçer. O köprüyle başlatılır hikaye. Burada da aslında köprü o bağ kurma imgesiyle verilir. Hikayenin başında ‘Köprüden geçenden 33 akçe, geçmeyenden döve döve kırk akçe almasının sebebi yiğitliğinin Rum’a Şam’a gitmesi ve nam salması için böyle davrandığını söyleyebilir.

-Bu konuda 1975 yapımı Şerif Gören’in Köprü filmini önerebilirim. Yıllar önce annesini Fırat’ın azgın sularında kaybeden Ahmet’in yani Kadir İnanır’ın mühendis olup burada bir köprü kurması ideali ve zorluğu anlatılır.

 

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

SİRKECİ GARI

SULTANAHMET CAMİSİ

OKURYAZARLIK NEDİR?