THEODOSİUS ZAFER TAKI

 

                                                         THEODOSİUS ZAFER TAKI

                                                                        Bülten

Teodosus Forumu bugünkü Beyazıt Meydanı’nda olan alanın Roma dönemindeki adıdır. 4. Yüzyıla kadar  Forum Tauri(Boğa Meydanı) olarak adlandırılan alan daha sonraları bu isim ile anılmıştır.

Marmara Adalarından getirilmiş mermer ile yapılmış, üç adet geçiş koridoru bulunan kavisli yapıya sahip bir zafer takı forumun batısında bulunurdu. Roma’da bulunan bir zafer takına çok benzer biçimde inşa edilen bu eserin ortasındaki geçiş koridoru kenardakilere göre daha büyüktü. Ortasında 1.Theodosius’un heykeli bulunan zafer takının iki yanında 1. Theodosius’un oğulları Arkedius ve Honorasius’un heykelleri bulunurdu.

Buradan hareketler heykel ve yapı ve bunun da ötesinde heykelin hangi başka alanlarla bütünleştiği konusunda bir içerik hazırladım:,

-Burak Devrilmez’in yüksek lisans tezi ‘Heykel ve Mimari Etkileşimin Doğurduğu İçine Girilebilir Heykeller’makalesinden ‘heykel ve mimari2bölümünü ele alarak anlatacağım.

‘Heykel ve mimari tarihsel süreç içerisinde birbiriyle etkileşim halinde olan iki disiplindir. Bu etkileşim, gerek heykelin mimari yapının ,taşıyıcı kolon ve kirişlerin bezenmesine gerekse yapının dış kaplamasında heykelin mimari için önemini arz eder. Süreç içerisinde heykel ve mimari etkileşimi değişikliğe uğrasa da birlikteliğini sürdürmüş; hatta ötesine geçerek eser- yapı bakış açısını tümden sekteye uğratarak izleyiciyi heykel mi, mimari yapı mı ikilemi içerisinde bırakmıştır. Modernizmdeki gelenekten kopuş heykel ve mimariyi bir adım daha birbirine yaklaştırmıştır. Sonraki süreçte ortaya çıkan ‘De-Stijl’ ve ‘Bauhaus’ iel birlikte daha süslemesiz olmuş ama varlığını sürdürmüştür.

D-S; Bu akım 1917-1931 arası etkisini göstermiştir. Önceleri bir grup Hollandalı sanatçının çalışmalarındaki ortak dili ve felsefeyi tanımlamak için kullanılmıştır. İlkel renk ve basit geometrik biçimler larak adlandırabiliriz. Mimari yapılarda kare ve dikdörtgen boşlukların hakim olması ve temel renklerin dışında kalan renklerin ise hiç kullanılmamasıdır.

Bauhouse ise:14 yıl faaliyet göstermiş olan bir ekolü, okulun temsilini oluşturmaktadır. Okulun kurucusu Belçikalı ressam, mimar ve tasarımcı Henry Van de Velde’dir. İzlenimcilik akımının etkileri görülür.

Endüstri, zanaat ve sanatı birleştirme çabası vardır. Deneyselliği ve özgürlükçü yaklaşımı benimseyerek sanatsal üretimle seri üretimi bir araya getirmeye çalışmıştır.

Estetik kaygıları bırakıp yerine fonksiyonelliği koyan akımın mimari girişimi de bu yolla olmuştur. Üst düzey kullanışlılık önemlidir. Basit ve rasyonel olma; simetriyi değil asimetriyi tercih etme çıkış noktalarıdır. Yani şekillerin işlevselliği renklerde basit şemaları tercih etmek önemli olmuştur.

Niki de Saint Phalle şöyle bir şey söylemiştir:

‘İzlemekten başka estetik hedeflerin dışında bir amaca hizmet etme kaygısı bulunmayan üç boyutlu bir snat formu olan heykel ile insanların kullanması için fonksiyonel yapılar tasarlama ve üretme eylemi olarak tanımlanabilen mimarlık; yeni bağlamda bina yapma sanatı olarak bir araya gelmektedir. Farklı kaygıların eşiğindeki bu iki disipline insan kullanımı açısından bakıldığında heykel belli bir mesafeden izlenen mimarlık ise içinden yaşanılarak deneyimlenen iki farklı ölçeğe sahiptir. ‘

Heykel-mimari bağlantısı 12 bin yıl öncesine dayanmaktadır. Göbeklitepe bu etkileşime verilebilecek ilk örneklerdendir. Tapınak olduğu düşünülen T biçimli dikilitaş biçimsel olarak insan vücudunun soyut bir tasviri şeklinde yansımaktadır.

Yunan mitolojisi de Tanrı ve Tanrıçalara ve onların heykel olarak yapılarda ifadesine dayanmaktadır. Modernizme kadar heykel sanatı dinsel inanışları ve statüyü batimleyen ve mimari ögeye eklenen bir olgu olarak düşünülmüştür.

Heykel sadece mimarinin yanına gelmemiş.Mitoloji, sinema, roman ve sanatların yanına da ilişmiştir.

-Yetişkinler için heykelle ilgili bir mitolojik hikaye de verebiliriz. Pygmalion .

Kıbrıs Adasında Pygmalion adında bir heykeltıraş vardır. Yaptığı işe aşık biridir. İnsanlardan uzakta ve tek başına yaşamayı seçmiştir. Kusursuz bir kadın heykeli yapmaya karar verir. Fildişinden yaptığı kadın heykeline aşık olur. Ve Afrodit bu durumu görerek ona üzülür. Heykele can verir. Buradaki heykel; mimari yapıdaki izlenen şey olma algısından çıkmış; yaşayan ve etkili bir şeye dönüşmüştür.

-1990 yapımı ‘Hayalet’ filminin de arka planında bu sanatın sürekli aktığını görürüz. Sevgililerin birlikte heykel yaptıkları sahne filmin unutulmaz sahnesi olmuş; ölüm sonrası ve ruh kavramlarının ötesine geçerek birbirine ulaşmanın sembolü olarak heykel burada kullanılmıştır.

-Gerçek bir hikayeden esinlenen ‘Aşk Yemini’ filminde de heykel yapmak için tüm toplumsal beklentileri karşısına alıp kendine bu doğrultuda yaşam çizen bir kadının; hafızasını kaybetse bile heykelle yolunun yeniden kesişmesi anlatılır.

-Faruk Nafiz de ‘Alçıdan Heykel’ şiirinde:

‘Yalnız ben alçıdan bir heykel gibi

 Sonsuzluğu dinlemekten tat aldım’ der.

Duran, yok olmayan, ses ve renk toplayan daha doğrusu bünyesinde estetik unsurları toplayan bir form olarak ele alır heykeli.

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

SİRKECİ GARI

SULTANAHMET CAMİSİ

OKURYAZARLIK NEDİR?