TOPHANE KASRI
TOPHANE
KASRI
Bülten
Tarihi:
Tophane Kasrı, Sultan Abdülmecid’in emriyle inşa
edilmiştir. Eski Tophane Meydanı’nın en önemli ögelerinden biridir.
Sultan Abdülmecid tarafından İngiliz mimar William
James Smith’e inşa ettirilen binanın yapımı 1852 yılında tamamlanmıştır. Kasır,
padişahların Tophanedeki askeri tesisleri ziyaretleri veya şehri deniz yoluyla
ziyarete gelen yabancı devlet adamlarının karşılanması esnasında kullanılan bir
mekan durumundaydı.
Osmanlı-Yunan Savaşı’na son veren 1897 Uluslararası
Konferansı ve Lozan Antlaşmasından sonra Uluslararası Boğazlar Komisyonu
Tophane Kasrı’nda toplanmıştır.
1958’de yapılan kentsel müdahaleler kapsamında cadde
genişletilirken kasrın batısındaki Top Arabacıları Kışlası yıktırıldı. Doğusuna
bugünkü liman binaları yaptırılarak kasrın denizle bağlantısı kesildi. Tarihi
meydan ortadan kaldırıldı.
Kasır; denize paralel, dikdörtgen planlı ve iki katlı
bir yapıdır. Dış yüzeyindeki süslemeler, ikinci katındaki konsollara oturtulan
barok üsluptaki çıkma, kalemişi tavan süslemeleri ve mermer şömineleri kasrın
en dikkat çekici özellikleri arasındadır. (Kaynak:Vikipedia)
Burada üzerinde durmak istediğim tema kalem işidir.
Daha önceden barok mimariyle ilgili olarak kısa açıklamamızı farklı yapılarda
gerçekleştirdik. Bunlardan biri Tophane Çeşmesi idi. Orada çocuklar için bir
okuryazarlık sözlüğü oluşturuyorsak barok ve natürmort sözcükleri üzerinden
hareket etmemiz gerektiğini söylemiştik.
Bu metnimizde ise okuryazarlık sözlüğüne girecek olan
kalem işi nedir, noktasından hareket etmek istiyorum.
‘Kalem işi;mimaride duvarlarda, kubbelerde,
tavanlarda, ahşap, taş, bez gibi malzemeler üzerine renkli boyalar ve altın
varak kullanılarak yapılan süslemelerdir. Bu süslemeleri yapan kişilere
kalemkar, desenleri hazırlayan kişilere de nakkaş denir.
Böylece bir okuryazarlık sözlüğünden bahsedeceksek
görsel ve mimari okuryazarlıkla sanat okuryazarlığını birleştiren birkaç
kelimeyi buradan çıkaracağımızı söyleyebiliriz:
Kalemişi
Nakkaş
Kalemkar
Kalemişi tekniklerden biri de malakaridir.
TRT ‘Eldeki Tılsım’ belgeselini burada tavsiye
edebiliriz. Bu zanaatin yapımı ve tarihi konusunda güzel bir içeriği
barındırmaktadır belgesel. Malakarinin Selçuklularda caminin özellikle mihrap
kısmına yapıldığı görülmektedir.
Malakari çeşitlerine göre düz, müzeyyen ve rölyef
olarak ayrılmaktadır.
Osmanlı’ya baktığımızda
15. yüzyılda Bursa Yeşil Cami
16. yüzyılda Sinan’ın eserlerinde görülmektedir. Şehzade
Mehmet Camisinde ters malakari vardır. Normalde desen kabarık, zemin çukurdur;
ama burada zemin kabarık desen çukur şeklinde oluşturulmuştur.
Ayrıca Kılıç Ali Paşa, Edirne Selimiye Camilerinde de
vardır.
17. yüzyılda Sultanahmet
Camisinde vardır.
Topkapı Sarayı Bağdat Köşkü Kubbesinde de yer
almaktadır.
Bununla ilgili olarak çocuklarla şöyle bir etkinlik
yapılabilir:
Bir kaba alçı dökerek üzerine kalıplar koyarak-bunlar
kurabiye kalıpları olabilir- bir çalışma yapılabilir. Daha sonradan bunlar
boyanır.
Kalemişi geleneksel sanatı ve yöntemini düşündüğümüzde
bu beni Adalet Ağaoğlu’nun ‘Karanfilsiz’
eserine götürdü.
Hikaye teknolojiyle birlikte zanaatkarların, sanat ve
işin çabuk yapılması faydalarından yararlanarak el işi, estetik kavramlar üzerinde
ne düşündüklerini kahramanın iç sesiyle birlikte anlatmaktadır.
Hikaye:
‘İşim mi, eh işte…’diye başlar. Burada ‘eh işte ‘
sözcüğünün kahramanın işine verdiği ehemmiyetin azlığına mı yoksa toplumsal
olarak bu mesleğe işe olan bakışa mı gönderildiğini bilemeyiz.
Teknolojik gelişmelere karşı el sanatlarıyla
uğraşanların karşılaştığı zorluklar, el emeğine verilen önemin giderek azalması,
bunun yerini, hız, seri üretim, estetikten yoksun formların alması anlatılır
hikayede.
‘Kendisi için önemliydi, iyiydi, güzeldi… En iyi bildiği işti.
Atlı araba, kamyon kasalarını süslüyordu. Yeşiller,
sarılar, maviler, kırmızılar, akarsular, göller, dağlar ve karanfiller onun da
içini süsler, günlerini güzelleştirirdi. Bu; arabaları, kamyonları sürenleri de
sevindiriyor olmalıydı. ‘
Buraya kadar olan kısım ılımlı, şaşkınlığa bizi
götürmeyen bir bölüm.
Dedesinin kahramanımıza söylediği sözlerse önemlidir:
‘Gölün şıpırtılarını unuttun. Suların salınışını
unutma. Boyayı da iyi ov. Renkler sevinsin. ‘dedi. Baştan savma. Dolunayı suya
düşürmeyi unutma. ‘
Babası fırçayı eline verirken :’Gönlünce yap. Başka
şeye kulak asma.’demişti.
Buraya kadar olan kısım kişinin ruhunun ve yeteneğinin
birleştiği coşkuyu anlatmaktadır.
Fakat daha sonra hikayede bir kırılma noktası yaşarız:
‘Kaportacı:
Boşuna çaba, dedi.
Bu noktadan sonra hikayenin çatışmasının- bu çabanın
gerçekten boşa olup olmadığının- sorgulandığını görüyoruz.
Çıkarım yapacak, belki de bu bölümden bir mesaj alacak
olsak ana düşünce cümleleri şunlar olabilir:
‘ Coşkusu yırtılır, diye korkuyordu. El değmemiş
coşkuya yama vurulmaz.
Sonra hikaye şu şekilde devam eder:
-İş mi bu senin yaptığın?
- Kötü mü boyuyorum, kuğular çirkin mi, kuşlar öldü
mü?
Tabancayı sıkarsın bir saatte boyarsın mantığı
hakimdir. Aklı buna takılıyor ve gönlünde karanfiller.
O gün kamyon kasasına karanfilleri iliştirmeyi gönlü
istemiyor kahramanımızın.
Bu sistem, teknolojinin bizi sıkıştırması, herkesin
her şeyi bilme ve yapma zorunluluğu, derinleşme için vakit bulamamak… Modern
dünyanın bir getirisi midir?
Çünkü hikayede ‘Kasa boyamak yetmez, kasa yapmayı da
bilmek gerek’ diye bir bölüm yer almaktadır.
‘Kasa yapmasını bilmiyordu. Kasaları süslemesini
biliyordu. Gönlünün karanfillerini…’
Karanfiller bu kalabalık arasında yitti gitti.
İşim mi eh işte… Caddeler, sokaklar ne kadar kalabalık…
Dükkan, vitrin önleri omuz omuza insan… Yüzler pek renksiz, ışıksız, gözler pek
pırıltısısz…
İşte bu hikayede olduğu gibi sanatın ve zanaatin
yerini ve önemini bilmeliyiz. Kasrın kalemişi bölümleri, kasalardaki
karanfiller… Hepsi bize bir şey gösterirler.
Sanat, edebiyat okuryazarlığı ve mimari okuryazarlık
alanında kullanılabilir bir içerik…
Yorumlar
Yorum Gönder