SADAKA TAŞI

SADAKA TAŞI

BÜLTEN

Genellikle cami gibi yerlerde ihtiyaç sahiplerinin alabilmeleri için para vb.nin bırakıldığı özel terdir.

Kökeni Selçuklu Hanedanına kadar uzanan yardım şeklidir. Osmanlılar Dönemi’nde daha da yaygınlaştığı biliniyor. Yardım yapan ve alan, birbirini görmez, tanımaz, bilmez.

Genellikle Antik porfir sütunlarından dönüştürülmüş tepesinde para bırakabilecek oyukları bulunan dikitlerdir.

Duvarda oyuk şeklinde olanları da vardır. Nişan taşı, mola taşı, seng-i ibret musalla taşı, binek taşı, yitik taşı, namazgah kıble taşı gibi tek eser kategorisine dahil edilirler.

Mimari özellikleri gibi isimleri de bölgeden bölgeye değişmektedir:

İhtiyaçgah-Türkmenistan, Aşkabat

Hayrat deliği-Konya

Hacet taşı- Kayseri

Zekat kuyusu-Hasankeyf-Batman

Sadaka oyuğu

Fıkara taşı-Üsküdar

Gibi isimler almaktadır. İstanbul’da bir zamanlar 160 adet sadaka taşının olduğu kaynaklarda yazmaktadır.

NOT:Üsküdar İmrahor Camii önünde bulunan ve İstanbul Belediyesi tarafından korunmaya alınan devşirme porfir sütunkırmızı granitten yontulmuş sadaka taşıdır.(Alıntı:Wikipedia)

Buradan esinlenerek çocuklar için oluşturacağımız okuryazarlık sözlüğüne şunları ekleyebiliriz:

Porfir:Çeşitli amaçlarla kullanılan sert yapılı bir bazalt taştır. Genel olarak kırmızı renkte olan bu taş tercihe göre yeşil renkli olarak da üretilebilir.

Dikit:

Hacet:Herhangi bir şey için gerekli olma

Hayrat: Sevap kazanmak için yapılan iyi işler, iyilikler

 

Burada aslında mimari anlamda iki kavram üzerinde düşünmemiz gerektiğini de vermek istiyorum. Bugünkü temam bu iki kavramdan hareketle oluşacak:

‘Mekansallaşma’ ve ‘yaşantısallık’.

Mekansallaşma:Somut insan yaşantısı merkeze alınacak olursa herhangi bir fiziksel çevrenin mekana dönüşmesi; insanın mekanı kendi yaşantısına göre anlamlandırmasıyla başlayacaktır. İnsan bir yere adımını attıktan sonra orayı mekansallaştırmaya başlar.

Mekanın şekillenmesi ona yönelik fiziksel müdahalelerle sınırlı değildir. Bir yerin mekansallaşması o yer’e insan yaşantıının değmesiyle başlar. Fiziksel herhangi bir ortamın mimari mekan olması, onun(egemen yapılaşma ilişkilerinin bir çıktısı olarak veya başka biçimde) tasarlanmışlığı ile değil bir insanın kendi düşüncesinde ona bir özellik atfetmesiyle başlar.

İnsanın mekan ile birlikte varoluşu ve diyaliektik anlamda karşılıklı müdahillik onları sonsuz bir sarmal halinde birbirine bağlar.

Yaşantısalık: Mekan üretimi, maddenin insan hayatının konusu olma halidir. Fiziksel çevre öznelleşerek faz değiştirir. Başka deyişle bir mimari anlatı, mekan ile o ya da bu şekilde buluşmuş insan yaşantılarının anlatısıdır. İnsan yaşantısı başka bir ifade ile yaşantısallık her mekanı, doldurur. Onu başkalaştırır ve kendisi de dönüştürdüğü mekan ile dönüşür elbette.

(Mimar Efe Duyan-‘Tasarlanmamış Mekan’ makalesi)

Burada sadaka taşı; mimari bir unsur anlamında insan,toplumsal yaşam,nezaket ve haklar  konusunda bizi düşünmeye yönlendirecek unsurlardandır.

Edward Soja, tarihsel ve sosyolojik bakış açılarına gitgide artan bir hızla mekansallığın eklemlendiğini, hatta bu üçlü bilgi üretim kanalının triyalektik bir ilişki kurduğunu belirtir. (Soja-1997)

Burada tarih, sosyoloji ve mekansallık üçlüsünün bizi ‘sadaka taşı’ sosyal, tarihi ve bulunduğu yer ile bağlantılı düşünme ve irdeleme noktasında tetiklediğini söyleyebiliriz.

Nurullah Genç ‘Taşlar ve Kuşlar’ yazısını burada vermeden geçemeyeceğim:

İçinden bölümler:

‘Taş, deyince temel taşını alıp yeryüzünde şiirleştirdiğimiz taşlara, buğdayımızı un ettiğimiz değirmen taşlarına ya da muradına eren dilberin istediği sabır taşına ya da Yunus Emre’nin

Başları ucunda hece taşları

Ne söylerler ne bir haber veririler’ dediği taşlara kadar pek çok taşı yeryüzünde konuşabilmeliyiz. Çünkü biz taşlardan şiir oymuş bir milletin evlatlarıyız.

Kavramların ıstırahı manalarından uzak kaldık. Sözlükleri kavramları dahi yeterince bilmiyoruz . ‘ der ve taşaları bize anlatmaya devam eder. Sadaka taşı ile ilgili olarak da ayrı bir bölümde şunlara değinir:

‘O kadar güzel bir taş ki! 1-1,5 metre yüksekliğinde, içi oyuk… Kimin para bıraktığının, kimin para aldığının belli olmadığı bir taş… İnsan onurunu muhtaçlar nezdinde bu kadar koruyan bir taş… Çünkü ihtiyacınız varsa alıyorsunuz, sadaka verecekseniz bırakıyorsunuz. Fakat elinizi koyduğunuzda bıraktınız mı aldınız mı, anlaşılmıyor. Bir insanın onuru bu kadar güzel korunabilir bir taşla. Biz taşla bile insanın onurunu korumuş bir milletiz.’

 


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

SİRKECİ GARI

SULTANAHMET CAMİSİ

OKURYAZARLIK NEDİR?