ALAY KÖŞKÜ-AHMET HAMDİ TANPINAR EDEBİYAT MÜZE KÜTÜPHANESİ
ALAY
KÖŞKÜ
Bülten
Alay Köşkü, Topkapı Sarayı’nın dış suru üzerinde
padişahların geçit yapan alayları seyretmesi için yaptırılan köşktür.
Alay Köşkü’nün bulunduğu yerde 16. Yüzyılda ahşap bir
köşk bulunuyordu. Köşkün bugünkü binası 2. Mahmut tarafından yaptırılmıştır.
Günümüzde Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından Ahmet
Hamdi Tanpınar Edebiyat Müze Kütüphanesi olarak yeniden düzenlenmiştir.
‘Posmodernizm
ve Rasyonalite’ kitabında (Marcus Raskın, Naom Chomsky ve diğerleri) Frederique
Marglin’in ‘Rasyonalite ve Yaşanan Dünya’ yazısında şu fikirler dile
getirilmektedir:
‘Etik ve estetik; normlarve duygular, sanatla ve
beşeri çalışmalarla sınırlandırıldı. Bedensel ve metaforik bilgi tarzları ,
sanata ve beşeri çalışmalara indirgenirken, rasyonalite bilimlere ait
oldu.’der.
Tarih ve mimariyi bir bilim olarak ele aldığımızda
sanatın-Tanpınar Edebiyat Müze Kütüphanesinin- bir anlamda rasyonalite ve
yaşanan dünya noktasında sentezinin yansımasıdır. Bu anlamda önemlidir. Ben de
anlam okumalarının özellikle estetik, duygu yönünde yer alıyor, ancak buradan
hareketle hangi bilim yahut alanlarla bağlantı kuracağımız noktasında
göndermeler yapıyorum.
1910’lu yıllardan itibaren Güzel Sanatlar Birliği’nin
merkezi olan Alay Köşkü’nde 18 Temmuz 1928 günü saat 15’te dönemin
edebiyatçıları birliğin edebiyat şubesini kurmak amacıyla toplandı. Tanpınar’ın
1929 tarihli toplantıya aza olarak seçildiği, bu toplantılara dönemin
edebiyatçılarının katıldığı görülüyor.
Müzenin ikinci katında Yahya Kemal, Necip Fazıl,
Nedim, Nazım gibi tanınmış isimlere de yer verilmiştir. Müzede geçici süreli
sergiler de yer almaktadır.
Buradan hareketle Ahmet Hamdi Tanpınar’dan bahsedeceğim.
Tanpınar bence ‘kavrayamama hali’nin en iyi anlatıcısıdır.
Tanpınar’la ilgili olarak pek çok konu üzerinde
durabiliriz. Sinema, mimari, şiir, psikanaliz… Ben tüm bunların üzerini örten
ve bence hepsini kapsayan bir kavramla hareket etmek istedim.
Bu kavrayamama halinin cümleleri Huzur’da şu şekilde geçmektedir:
‘Mümtaz sonraları sevgilisine bakarken hep bugünü
düşünür, hangi kaderin kendilerini birleştirdiğini uzun uzun sorardı. ‘
Mümtaz’ın Nuran tasvirinde:
‘…bir insandaki bu sonsuzluğa, zamanın birdenbire
değişen, adeta birbiri peşinden gelen ebediyetler gibi ağırlaşan ritmine
şaşıyordu. Daha o günden en büyük sırrı sadelikte olan kadına karşı içinde
garip, her türlü duygunun üstünde bir tapınma hissi başladı.’
‘Ne Mümtaz bu kadar sevebileceğini ne de Nuran bu
tarzda sevilebileceğini düşünmüştü.’
Saatleri
Ayarlama Enstitüsü’nde kavrayamama hali şu şekild
anlatılır:
‘ Mademki herkesin ayrı bir hakikati vardı ve herkes zemin
ve zaman göre onu yavaş yavaş yeniden yaratıyordu, ne diye ben kendimi yoracaktım?’
Hayatımı düşündükçe-yaşım buna müsaittir- daima
kendimde seyirci haletiruhiyesinin hakim olduğunu gördüm. Başkalarının halini,
tavrını görmek; onlar üzerinde düşünmek bana kendi vaziyetimi daima unutturdu.
‘
‘ Zaten herhangi bir şeyi saymanın imkanı yoktur.
İnsan tek bir hal olsa istatistik denen bir şeye inanırım. İnsan karışıktır,
durmadan değişir. ‘
Beş
Şehir’de bir şehrin algılanışı, dönemi ve şehri kavrama
halinin değişimi İstanbul’la anlatılır.
Fethedilme arzusuyla görülen şehir, fethedildikten
sonraki İstanbul, Tanzimat İstanbul’u dedelerimiz ve babalarımızın İstanbul’u
bizim kavrayışımızdan farklıdır.
Bu durumu da şu satırlarla dile getirir:
‘Bir İstanbullunun gündelik hayatında bulunduğu yerden
başka tarafı özlemesi çok tabidir.’ der. Yani şehri; içinde, uzağında, ötesinde
yeniden kavrayacak ve bu duygu değişiminin bilincinde bir yapısı vardır. Bu
şehri kavrama hali bile sürekli değişmektedir.
Adam
Phillips’in ‘Kaçırdıklarımız’ kitabında kavrayamamak
üzerine bir bölüm yer almaktadır. Burada şöyle ifadeler vardır:
‘Kavramak istemek ile istememe arasında savrulup
dururuz. Başkalarınca tanınmayı ve gerek kendimizi gerekse ihtiyaçlarımızı
tanımayı her zaman göze alamayız. Çünkü işin ucunda acı çekmek vardır.
(…)
Freudcu anlatıda ben –görülmesini istediğimiz şekliyle
benliğimiz- çerçeve içine yerleştirilmiş bir tablo gibidir. Çerçeve tabloyu
sağlam tutma amacı taşır.
Green’in deyişiyle (Andre Green –Çağdaş Psikanalizin
Temel Fikirleri) insan denen canlı ‘kaygıdan sakınma niyetiyle’ kendisinin
kabul edilebilir bir imgesini yaratmak için gizleme(okültasyon) süreçleri
uygulayarak kendisinin temel özelliklerini görmezden gelmek ya da farklı
şekilde algılamak zorundadır. Bir şeyleri katlanabilir kılan sadece bu
diyalektik , tanıma ile yanlış tanıma arasındaki bu gidip gelmedir. Temel
özelliklerimizi dosdoğru tanıyacak olsaydık kaygıyla başa çıkmamız mümkün
olmazdı. Arzularımızı, gerçekte oldukları şekliyle görebilseydik aciz duruma
düşerdik. Esasında kendini tanıma araçlarından yoksun varlıklarız.
Psikanalistler kavramak istemediğimiz için kavramadığımızı söylerken bunu
kastederler.
(…)
Fakat günümüzde kendimizi ve başkalarını enine boyuna
tanımanın hem mümkün hem de faydalı olduğu, ihtiyaçlarımızın farkına varma ve onları
gidermenin yollarını bulma kapasitesine sahip olduğumuz fikri epey yaygındır.
İşin aslı tüketime dayalı kapitalizm bizi kendimizi ve ne istediğimizi bilmenin
erdemleri ve kolay elde edilen hazları hazları doğrultusunda eğitir. Kendini
bilmek burada neye sahip olmak istediğini bilmek anlamına gelir. Bu hikayede
benlik bilgisi tatmin olmanın ön koşuludur. Ama aynı kültürde psikanaliz, bizi
bu mümkün olsaydı bile böyle bir tanıma sürecinin katlanılmaz bir şey olduğuna
, bunun arzularımızın ne denli yasak ve rahatsız edici olduğunu açığa
çıkaracağına inanmaya da teşvik eder.’
Tanpınar’ın eserlerinde de kalıpsız, ancak derin ve
bir o kadar berrak kahramanlar işte bu yüzden vardır.
Ulus
Baker’in:
‘Her şeyi anlamak zorunda değilsiniz. Anlamak, yalızca
dünyayla ilişkimizin bir düzeyinden ibarettir.’ifadesi de bizi bu noktaya
taşır.
Çocuklar için sözlük: Alay
1-Bir törende veya gösteride bir araya gelmiş çok
sayıda insan , düzenli kalabalık
Bu içerikle sanat, tarih okumaları ve görsel okuma
etkinleştirilmiştir.
Yorumlar
Yorum Gönder