BEYAZIT MEYDANI-KÜLLÜK

BEYAZIT(BAYEZID) MEYDANI-KÜLLÜK

Bülten

İstanbul’un tarihi noktalarından en önemlilerinden biri olduğunu söyleyebiliriz meydanın. MS 393 yılında İmparator Teodosyus tarafından şehrin en büyük meydanı olarak inşa edilmiştir. Nuri Seçgin  hocamla birlikte burayı gezerken kültürümüzde ‘meydanın olmadığı’ bu mekanın ise yüzyıllarca kültürlerin harmanlanmasıyla birlikte tarihi, sanatsal ve siyasi anlamda önemli bir nokta olarak varlığını sürdürdüğünü söyleyebiliriz.

Daha önce çekimlerini yaptığım Orhan Kemal İl Halk Kütüphanesi, Bayezıd Camisi, Sahaflar Çarşısı, Teodosyus Sütunu, Zafer Takı ve İstanbul Üniversitesi bu meydanda yer almaktadır.

Bugün edebiyatçıların, sanatçıların toplandıkları noktalar tema olarak almak ; sanat ve sanatçıların uğrak yerlerinin bir akım, ekol, düş geliştirmesi açısından öneminden bahsetmek istiyorum. Burada olduğum için özellikle Küllük’ten bahsedeceğim.

1930’larda Yahya Kemal, Necip Fazıl, Ahmet Hamdi Tanpınar, Nurullah Ataç, Peyami Safa, Tarık Buğra , Fuat Köprülü, Reşat Nuri Güntekin, Cahit Sıtkı gibi isimlerin burada bulunduğunu söyleyebiliriz.

Sanatçı ve onun çevresi ile etkileşimi konusunu tema alırken ilk olarak bunun öneminin verildiği bir filmden bahsetmek istiyorum:

Bir çocuk filmi gibi görülmekle beraber yetişkinler için de mesajlar barındıran önemli filmlerden biridir bu. My Girl(1991)

Burada çock kahramanın ağzından şu replikler dökülür:

‘Kendimi yalnızca entelektüel olarak teşvik edici insanlarla çevrelerim.’

Buradan hareketle bir örnek vermek istiyorum. Madem Küllük’e uğrayan isimlerden biri Cahit Sıtkı Tarancı; onun üzerinden edebi çevrenin yahut sanat ortamının kişinin yazınına veya hayatına etkisine örnekler verelim.

Ben Ziya Osman Saba’yı ayrı okuyor ve değerlendiriyorum. Cahit Sıtkı Tarancı’yı ayrı okuyup değerlendiriyorum. Ancak onların arkadaşlıkları, fikirleri, etkileşimleri benim bu eserleri yeniden değerlendirmem noktasında gerçekten de etkili olacaktır.

Ziya Osman Saba’nın Düşümde şiiri Cahit Sıtkı Tarancı’nın ölümünden sonra hissettiklerini duygusal ve naif bir noktadan hassasiyetle anlatmaktadır.

DÜŞÜMDE

Düşümde gördüm Cahit’i

Banka gibi bir yer

Aynı servise verilmişiz

Yolumu gözler

 

Baktım ki toplamış memurlarını

Nutuk Çekmede şefimiz

El edip geçecektim yerime

Sessiz

 

 

 

Cahit bu, dayanamadı, boynuma atıldı

Gözyaşlarını duydum yüzümde bir ara

O, düşümde ağladı

Bense uyandıktan sonra

 

Cahit Sıtkı’nın Ziya Osman Saba’ya 1939 yılında Paris’ten bir mektup gönderdiğini görüyoruz. Mektubun bir yerinde Cahit Sıtkı:

‘Yaşamakla ölmek arasında ter döken bir adam olduğumu, birçok defalar ölüme teslim olmaya kadar gittiğimi yakından bilirsin. Her seferinde beni eteğimden tutup geri çeken mukaddes elin parmaklarından biri de sen olduğunu gene bugün burada itiraf edeceğim, der. Mektubun bir yerinde de ‘bütünüyle senin eserin değil miyim?’ diye sorar. Bunun hemen bitiminde ise şiirini eleştirir Ziya Osman Saba’nın.

Şimdi gelelim şiirine. Dördüncü terseye kadar bir fevkaladelik yok. Hatta pek malum hisleri gayet çetrefil ve acemice söylüyorsun.’der.

Aslında böylelikle bireysel manadaki yakınlığın sanatsal eleştiride tarafsızlığa hiç olumsuz etkisinin olmadığını görüyoruz.

Bu tarzda sanatçıların, entelektüellerin bir mekanda toplanması teması üzerine kurulu eserlere örnekler verelim:

1-      Simone de Beauvoir Mandarinler 2. Dünya Savaşı sonrası Fransız entelektüel gençliğini anlatıyor. Psikolog, yazar, gazeteci; siyaset, sanat, sosyal bilimler… hepsinin bir şekilde tartışıldığı bir eserdir. Yazar düşsel bir mekanda da olsa bu mevzuları tartışacak karakterler oluşturmuştur.

2-      Son yüzyılın siyasi çevresini ise özellikle Napoli arka sokaklarından başlayarak Ferrante ile süreriz. O da Napoli Serisi kitaplarının özellikle 2 ve 3. Kitaplarında böyle bir çevre üzerinden anlatmıştır.

Birinci kitapta daha çok sosyal yapı- sokak aralarındaki mücadeleyle- başlayan roman serinin son kitabı ile entelektüel bir yazarın hayatı yorumlaması eksenine kaymıştır. Ancak özellikle 2 ve 3. Kitap toplumsal okumayı siyaset üzerinden yapmıştır. Burada da gazeteciler, siyastçiler, sanatçılar ve fabrika işçileri de dahil edilerek hayali bir mekan gerçek bir coğrafya üzerinden koparılmış oluşturulmuştur.

Sanatçılar gerek mevcut gerekse hayallerinde var ettikleri ortamlarla fikirlrin çarpışması, sanatın derinliği, toplumsal yaşam gibi konuları ayrıntılı işlemişlerdir.

Burada bir meydan, bir kahve ve bu kahvenin edebiyatçılarla bağlantısını anlattık.

 

 


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

SİRKECİ GARI

SULTANAHMET CAMİSİ

OKURYAZARLIK NEDİR?